Suretinde Gizler – Esra Özlem Dökmen

ESRA ÖZLEM DÖKMEN SURETİNDE GİZLER

Sır yüzünde
Baş başasın aynanda.
Sırra gömülü,
Hezeyanlar, heyecanlar.
Ani gelir alacakaranlıklar bazen,
Gölgene bir tortu gibi yapışır kalır…
Hüzün gömülüdür aslında,
Aşklara, korkulara,
Sırra gömülüdür.
Aynanda,
Sen ve sen,
Aldanışlar, serzenişler,
Aldatışlar, ağlayışlar,
Suretindedir gizler…

Esra Özlem Dökmen
-Bir Nefes Gibi-

hüzzam beste – Arzu Eşbah

ARZU EŞBAH HÜZZAM BESTE

… aldanışım; göz yaşının geceyle gerdeğidir
ve düşsel bir varoluşun simgesidir aşk…

I.
her gidişinde biraz daha ölüyor bu şehir
ve umarsızca susarak
kendi karanlığına gömülüyor biraz daha

hüzün kol geziyor sinsice sokaklarda. semiriyor,
yetmiyor arsızca coşuyor kuytularda

çıkmaz bir sapakta ardın sıra
hırsla sürülüyor gidişin namluya
ve umut hani o son umut
en kırılgan yanından vuruluyor bu bap’ta
bu bir talan
tam bir istilâ
hayat duruyor tüm zamanlarda

camekânlarda yapraklarını döküyor ağaçlar
mevsimler hızla yitiyor bulvarda
bütün renkler aheste solarken kimsesiz kaldırımda
selâm duruyor sokak lâmbaları bu vakitsiz intihara
tüm levhalar yokluğunu işaret ediyor
küsüyor şiir sesler susuyor
her gidişinde bu şehir
biraz daha ölüyor

Arzu Eşbah
-Dilküşa-

sevdiğim kadın adları gibi – Akgün Akova

AKGÜN AKOVA ALEV

Alev

bir kez de aynaya bakmadan düşün kim olduğunu
ekmek bıçağını dolaba sapla
ocağın ateşini kıs
ve çık mutfaktan
bırak ardından ağlasın soğan
yapışsın makarna
kararsın et

iz bırakma ardında, tek bir ipucu bile
anıları çöpe atma zamanı artık
merdivende dağıtıp saçlarını
güzelliğini sokağa savur
bir yangının başlangıcı ol
yağmurun söndüremediği bir kıvılcım
adın gibi bir alev

güneş altın bir kale takarken saçlarına
fırlat yüzüğünü ıssız bir iskeleden
sana kimse söylemedi mi Alev
evlilik yüzme bilmez
sudan genişleyen halkalara
sessizce göm gözyaşlarını
bir yüreğin başka bir yüreği batırdığı
bir deniz kazasından başka ne ki aşk

denize düşen yıldırım da sensin Alev
geri gelen şimşek de
uçurumda başlayan gökkuşağı
sisten kurtulan liman
başka gemide arama
sensin
kendinin cankurtaran simidi de

simit dedim ya şimdi
biraz beyaz peynir, şöyle demli bir çay
bu şiirin sonuna da iyi giderdi
ne dersin Alev
ne dersin

Akgün Akova
-sevdiğim kadın adları gibi-

Görsel: Alexandra Nedzvetskaya..

EĞER TANIM KALDIRSAYDI AŞK – Selma Özeşer

SELMA ÖZEŞER EĞER TANIM KALDIRSAYDI AŞK CRANBERRY - KIZILCIK

eğer sen uzun uzun seyyidhan kömürcü şiiri olsaydın
sevilmek neymiş bilmezden gelirdin
kuyu neymiş, ölüm neden bir sevgili gibi şık ve karışık
bıçak neymiş aklında ha vurdu vuracak

bu, bir
yahut
bu bir yalandır
o yalan
oyalan, dünya bunun için elbet bu sebepten var.

kızılcıklara sarılıp kızılcık topluyorum- beklesin- şiir olsun
şiir olsun ve ölsün dilimden anlamayan kitaplarda aşk

ezberinden emin olamayan hafız inancında durup derliyorum
ne biliyorsam.

neyi bilemediğimi bildim
anladım üç günlük dünya ne kadar yaşarsan yıl hesabı
karışmıyorsan insana. çıkmıyorsan rüzgâra. kaybolmuyorsan suyunda
kuyular boş, mağaralar yalnız, akşamlar efkârsız isek
birileri hep
o hep bekleyen birileri vardır uzak bir şehrin karanlığı

koştum geldim içimde doğulu hüzün
geldim içimde yemişe durmuş binlerce dal
dönüp geldim koşup geldim kimse karşılamadı beni

doğdum. reddi evlatsın dedi zaman, inanmadım
inanmadım annem ne zaman vazgeçti cennetten

eğer ben bir aşktan yalınayak geçseydim
kum gibi kül gibi su gibi bir şey olurdu şiir.

Selma Özeşer
-Akatalpa, Mart 2016-

doğunun sevdaları – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ DOĞUNUN SEVDALARI IV
IV

bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır

gurbet sende pamuklarsa
gece aya ordan doğar
şiir acıya çullanır
ilkyaz düşeli beriden
giden ben değilim, yoldur
dili söyleyen sevdaysa
mutktubum kalbime yollanır

nehir kuşa batsa birden
aksa tersine aksa
batsa kül, batsa turna
ve batsa…
ve benim bir yanım ki ferhâdsa
bir yanım dağdır
hasret, külüngü vurduğum yerdir
ateş, kül ile dağlanır

bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır

Hilmi Yavuz
-Doğu Şiirleri-

Hayatımız Üstüne Şiirler – Nihat Behram 

NİHAT BEHRAM DOĞDUM BAĞLANDIM SANA (C)NUSRET ÇOLPAN

VII
DOĞDUM, BAĞLANDIM SANA

Ozanın çalgısı çağlayanlarsa
inanmamak elde mi toprağın şefkatine

Bütün düşlerde olduğu gibi
anamın yaslı çehresinde olduğu gibi
içimde bir şeyler birikiyor

Savaşarak pişirilen toprağı
kıvır kıvır işleyen güneş yitip gitti sanılan
bir sesi iletiyor

(…eriklere, ardıçlara, dallarını
yosunların bürüdüğü selvilere,
koruda kaybolan tavşanla, kaynağa
biriken pervanelere,
uçsuz bucaksız maviliğine denizlerin,
bulutu evcilleşmeyen dağların görkemine,
serin çığ taneleriyle ağırlaşan hasat rüzgârına,
yaylaların büyüsü keskin ayaza…)

Memleketim…

Kınından sıyrılıp
ışıldamak için sabırsızlanan bıçak

Habersiz duruyor
terkedilmiş çocuklar gibi
gözlerinde kıvılcım güzelliğinden

Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler-

Görsel: Nusret Çolpan minyatürlerinden..

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK 4.jpg
4.

Ol sevda ki bize bir murattır
Yılgınlığa karşı direnci söyler
Hep aşkla temizler yüreğimizi
Dudaklarımızda kirlenmez türküler
*

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim
Yürek yüreğe sevmelerin
Göz göze gelmelerin yasaklığında
Bazen bir pınar
Bazen bir çağlayan
Dudaklarından döküldü kuraklığıma
Yeşerdi toprağım
Her gün yeniden çoğaldım

Susamıştım
Açtım
Sancılıydım binlerce kez
Sığmaz olmuştum deli poyrazlara
Sesimi saçlarına bağlamıştım
Ve aşksız geçen her günün adına
Aylarca dizlerinde ağlamıştım

Çıplak bir dağbaşıydı geride kalan
Ateşsiz bir dumandı
Susmuştu çoşkunun sarhoş bayrakları
Yepyeni bir yaşamı başlatan ölümler
Artık yanlışa karışmış bir yalandı
Öyle diyordu bildirilerdeki mavi çığlıklar
Bir yanımız büyük bir ülkeydi kimsesiz
Bir yanımız yine bize düşmandı
Oysa yalnızdık dünyanın orta yerinde
Yitip giden pembe çocukluğumuz
Yine zamansız büyümüş bir kandı

Hayır
Ege’de tütün değildi kimse
Çukurova’da pamuk
Konya’da buğday değildi ağlayan
Ucu kırık bir kalemdi yalnızca
Bir de yakılan kitap
Ve bıçaklanan defterdi bağıran

Ya yıllarca bize küsen sevgimiz
Yalnızca karanfillerin
Ve gelinciklerin renginde mi vardı
Suçu neydi badem çiçeklerinin
Menekşelerin leylakların suçu neydi
Kimdi yaşamın akışına cetvel tutan
Sus artık
Yine yanıtsız kalıyor sorular
Dur sözcüklerin en şiir bakışlısında
Bırak çoğalmalar konuşsun yerine
Ağlarken bile boş bakma bir daha
Mutlaka bir anlam dolmalı gözlerine

Bir gecedir aynı açlık aynı ezgiler
Ve kar akşamları yalnızlığın
Yeter olsun bu sancı
Bütün çoşkular bizim olsun istiyorum
Bütün aşklar bizim
Yetsin artık mezarlık kokusu havanın
Masmavi ağıtlar bıraktık geriye
Ve salkımsaçak boşluğunu alanların

Baharda hüzün takılmaz saçlara
Mutluluğa gem vurulmaz bilirim
Getir bana şimdi kendi sesimi
Yürüyüşlerle kabarıp coşan
Yığınlarla sonsuzlaşan sesimi

Dedim ya
Çok önceden paylaşılmış ekmeğimiz
Şimdi uzay çağlı bir şölende
Bir dilim açlık grevidir yediğimiz
Başka yok
Oysa toprak yorulur biz yorulursak
Susarsak bütün dünya susar
İşte bu yüzdendir hep çektiğimiz
Ve ölürken bile
Bir ışıklı selamdır güneşe
Celladımızdan son istediğimiz

Sen ki bilirsin kır çiçeklerini
Hangi rüzgâr dağıtırsa dağıtsın
Düştükleri yerde yeniden çoğalırlar
Taşlara taşça sorarlar baharı
Toprağa toprakça sorarlar
Koysan sığmazlar saksılara
Dağların öfkesiye uyanır
Yağmurun sevinciyle dağılırlar
Ve bir gün
Güneşin suları öptüğü zaman
Özgürlük renginde sevgiye açılırlar

Toprağın ilk sancısından beri
Kaç ihanet gördü kır çiçekleri
Kaç güzelliği kurban verdi çığlara
Ne yıllar tükendi ne baharlar
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

Behçet Aysan(28 Temmuz 1949-2 Temmuz 1993 ) Anısına saygı ve özlemle…

BEHÇET AYSAN SELİMİYE ORTAOKULU

Ben Behçet Aysan…

1949 yılında Ankara’da doğdum. Babam Girit kökenli. Babamın babası, 1900’yü yılların başlarında Kandiya’dan gelmiş. Ailenin geliş nedeni bilinmiyor. Anne tarafım Saraybosna göçmeni. Ankara’da yerleşmiş bir küçük memur ailesiydik. Ekonomik sıkıntılar içinde. Babam kendi kendini yetiştirmiş bir teknik ressamdı ve şiir yazardı. 1960’lı yıllarda bu şiirlerin bazılarını Defne, Çaba, Hisar gibi dergilerde yayımladı. Halk şiirinden yola çıkmaya çalışan, F.Nafiz, Necip Fazıl, Orhan Seyfi karışımı, kiminde aruz kullanmaya çabalayan bir şiirsever.

İlkokulu 1960 yılında bitirdim. 1955-1960 yıllarıydı. Demirlibahçe ilkokulu. 27 Mayıs 1960, henüz yeniydi. Babam, benim gibi haylaz bir çocuğu okutamayacağı korkusuyla, beni askeri ortaokul sınavlarına soktu. 12 yaşından yeni gün almaya başlayan bir çocuk için sadece heyecan verici bir serüven.

Ve Selimiye Kışlası. 1960-63 Selimiye Askeri Ortaokulu. Ki yıllar sonra 12 Mart kapıyı çaldığında, öğrencilik yaptığım bu tarihi kışlada tutuklu kalacaktım. Selimiye Kışlası ve ilk edebiyat ilgileri. Arkadaşlar, haki elbiseler içinde şiir, arkadaşlardan Hulki Aktunç.

Kaynak :Selimiye Askeri Orta Okulu web sayfası…

Sesler ve Küller – Behçet Aysan

‘ yüz yıldır ülkemizde güzel bir gelecek için
seslere ve küllere, zincirlere ve ölümlere
bütün acılara’

orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,

yorgun bir hallacın
attığı
yünler
gibi
dokunaklı.

git diyorlar gidiyorsun
kal diyorlar

ne bir ses
ne bir şarkı.

ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren
yüzünü peçesine saklamış

ayın altında
çam dalına asılan

gümüş
gölgesi

göle düşmüş.

kendine bıçaklar bileyen
devrilmiş
kağnı
gibi
yolda kalmış
sevgilim.

altın benekli
fundalıklarda

pusuya düşürülen

geceleyin gözleri bağlı
götürülen
karaca.

inilmedik ne bir deniz
çıkılmadık ne bir dağ

uğranmadık han
bırakmayan

yaralı koşma

sevdalı
im

halkım, sevgilim.

saz yok
mızrap yok

hem konmuş
hem göçebe

hem balık hem kuş
hem ingin hem yokuş

yanık otlar gibi
kavrulmuş

esmer
ve yoksul.

iner şafağın alacasında
karıncalar ordusu
şehre
kenar
mahallelerden
yürüyerek
ve trenlerle.

su satan çocuklarıyla
kapılarında vagonların

çamaşırcı
kadınlarıyla
iner
şehre
sincan’dan
iner mamak’tan

battal gazi
destanı ve
kan kalesi

ve kılıcıyla alinin

mızraklı ilmihalle.

yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte

ellerine
bulaşmış

kara incirin sütü
ve kardeşinin

kanı

habil ile kabilin.

yaşıyorsun
sarışın

onurlu ve âşık

karasevdalar
içinde
aydınlık.

yok senin kayan bir yıldızın

puslu
sekendizin

çolpanın
görünmüyor.

bu gökyüzü

sana
bana dar

telliturnam uçamaz
gelinkuşum konamaz.

tel örgüyle
çevrilmiş

onlara
mavi ve alabildiğine
geniş.

hasretin çırağı
gurbetin

kalfası

ve aydınlıkların
ustasısın

sönünce
mum

sönünce
çırağı

karanlıklara
çarpan

pervanem.

halkım
sevgilim

yanar
güneşte etin kehribar
bir üzüm

çıngılı
gibi.

çıkrık iner
çıkar

çıkrık

varılmaz

dibi görülmedik
körkuyum.

süngerdedir
vurgun yemiş

tütün
dizer
inci
gibi.

karabükte
duman olur

savrulur

gıslavette* işçi.

yıllar yılı

bilirim

döne döne
yıllar yılı

aynı
kitabı okur

adı acılarbilgisi

adı acılarbilgisi

acılarbilgisi.

Behçet Aysan
-Sesler ve Küller-
(1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü)

*gıslavet;kırsal kesimde giyilen lastik ayakkabı