ORHAN VELİ

 

ORHANVELI

ORHAN VELİ’NİN TÜRLÜ HALLERİ – Sabahattin Eyüboğlu

“Türlü hallere düşer, zevksizliğe düşmezdi Orhan Veli. Oturduğu yeri, giydiği gömleği, söylediği türküyü, kullandığı kelimeleri bir hoş ederdi. Nefesinin değdiği yerde bayağılık zor tutunurdu. Belki bana böyle geliyor derdim ilk zamanlar, her haline dostluğumuz bir başka lezzet katıyor sanırdım. Sonra baktım her tanıyan buna benzer şeyler söylüyor. Şiirini yadırgayanlar bile onu tanıdılar mı duraklıyor, ucuz bir oyun sandıkları sözlerin arkasındaki insanı tarife çalışırken bir çeşit kibarlık, asillik, incelik gibi vasıflara başvuruyorlardı. Ne türlü perişanlık içinde olursa olsun üstü başı adeta kendiliğinden bir çekidüzene girerdi.Kalem tutuşunda, merhaba deyişinde, insan sevişinde ne tabii, ne sun’i diyemeyeceğimiz Orhan Veli’ye mahsus, ölçülü, biçimli, rahat bir hal, sanatta zevk gibi tarife gelmez bir hal vardı.”

**
ORHAN VELİ’NİN BELLEK GÜCÜ – Melih Cevdet Anday

“Ortak bir hatıranızdan, eski günlerden anlatmaya başladınız mı, “Bak o ne zamandı biliyor musun? der, size yılını, ayını, gününü, yerini söyleyiverirdi. Hafızası çok, ama çok kuvvetliydi. Arkadaşlarının mektep numaraları, telefon numaraları, yolculuk, tanışma eğlence gibi irili ufaklı hadiselerin tarihleri unutmadığı şeyler arasındaydı. Mektepteyken arziyat kitabının birçok bölümlerini ezberlemişti. Keyifli anlarında yakınlarını şaşırtıp güldürmek için iki yüz, üç yüz kadar baharat adı, elli altmış kadar balık adı sayardı. Hiç ukala değildi. Konuşması daha çok nükteli, alaylıydı. Karagöz’le Hacivat’ın muhaveresini çok güzel söylerdi. Sesi biraz kısık, çatlakça idi. Ama bazı türküleri, bazı eski şarkıları onun kadar içli, tatlı söyleyeni görmedim. Sohbetini herkes arardı. Herkesle iyi, candan, nazik konuşurdu. Her sınıftan, her meslekten ahbapları, arkadaşları vardı. Ankara’daki kundura boyacılarının, garsonların çoğunu adlarıyla bilir, onlar da onu tanır, severlerdi. Çok nazikti, çok terbiyeliydi. Bir gün bile ağzından kötü bir söz çıktığını duymadım. Birine terbiyesizlik ettiğini görmedim. Sevmediklerini, nefret ettiklerini yanına sokmaz, onlarla bir araya gelmemeye çalışır, ama karşılaşınca da fena bir harekette bulunmazdı.”

**
Kaynak : Sözcükler D. Mart-Nisan2014

 

Onun Ağır Ağır Yaklaşmakta Olduğunu Sezenin Şiiri – Pelin Özer

PELİN ÖZER ONUN AĞIR AĞIR YAKLAŞMAKTA OLDUĞUNU GÖSTERİR ŞİİRDİR

I
Ağır adımlarla gelişinle senin, dağlarda bir yaprak oluyorum ben
Dizeleri bozarak yazmalıyım göksel hareketlerini
Etkilenmeden yıldız savaşlarından
Ve zihinsel bir boşluk halinde görünmek mümkünmüş gibi

II
Korudaki fısıltıyı duyup çıktım evden
Çam kozalaklarını cebime atıp
Sahipsiz mektuplar yazıp durmanın âcizliğini düşündüm
Toprağı gagalayan bir baykuş gördüm ilk defa
Yürürüz ve toprak uyur bizim uykusuzluğumuzu
Defteri parçalayıp sincaplara top yaptım

III
Âcizliğimiz aya selam yollamaktan farksız
Gülümsüyor bak, desem şimdi
İnanır mısın bana

Mağarada yarasını iyileştiren gururlu ayılar, demişti
Onlardan yok farkımız

Ama boşuna…
Gözyaşı silmez hiçbir izi

IV
Ağır ağır gelişinle senin, görünür olacak yüzüm
Uğurböceklerinin kanadı rüzgârı durdurabilir, deyip güleceğim

Güneşe dikey bir sesin var
Bilinmezi hamuruna tuz gibi serpen
Ve evliya çaputlarından yeni giysiler biçen

V
Bizim buralarda eşyanın hareketidir neşe
Oysa ruhum dolanır hep
Ağacını şaşıran bir yaprak gibi

VI
Gitarın tuğlada yankılanmasıyla başlayacak
Toprağın kuşlarla düeti

Beni susturan da coşturan da
Parmaklarının ucundaki tel kuşudur

Bundan sonra
Uzayan ve kısalan tüm günlerde
Gerekirse oturup birlikte ağlayacağız, der gibidir

VII
Ateşi gırtlağımda konaklatan içkinin
Son yudumu olacak geldiğin gece
Örtümüz lacivert bulut

Kanatlarından sözlerimi düşüren
Tek gözü kör bir kuştur dokunuşun

Kurbağalar sustuğunda ışığı eğilir ayın
Kum olsam dökülür müyüm
Çamurlaşmış parmaklarından

VIII
Gölde sevişenlerin tenine meşenin rüyası yansır
Dal dal konuşur yıldızlar

Yanarak dönenlerin çığlığından duyulur ancak sessizlik

Pelin Özer
-Atlasın Bir Ucunda-

Kemal Özer (1935 – 30 Haziran 2009) Anısına saygıyla..

Kemal_ozer

Fotoğraf – Kemal Özer

Bir fotoğraf kalacaksa bizden, biri ona baktığında
bizi birbirimize aşılayan ikiz duyarlığımızı görsün

Sözün örtüsünü açıp eylemi çıkarmak için ışığa
her adımda sınavdan geçiren alınyazımızı görsün

Yıkımın çarkı kırılsın da acıdan arınsın diye dünya
onca çileye sabırla direnip kafa tutmamızı görsün

Boğulan bir çığlık mı var zindan duvarları ardında
kimse duymasa bile bizim duyacağımızı görsün

Sessizliğe bürünse ortalık, herkes susacak olsa
yine de kısılmayan bir sesle konuşan ağzımızı görsün

Biri baktığında sevgilim bizden kalacak o fotoğrafa
her sevinci bir hasatta devşirip yaşadığımızı görsün

Yaşamın ürettiği sevinç ömrümüzün hasadıyla buluşunca
birbirimizin yüzünde bir yıldıza baktığımızı görsün

Bu sevdalı buluşmadan bir görüntü yansırsa yarına
ona bakan yalnız bizi değil, bizde ışıyan o yıldızı görsün

Kemal Özer
-Sevdalı Buluşma-

KANTO I – Ahmet Ada

AHMET ADA KANTO 1

Çimen biçme makinesinin sesi yükseldiği zaman
Çimen kokusunun dünyayı tuttuğunu söylediler
Biz onlara yakıp yıktıkları kuleleri gösterdik
Denizin merdivenlerini, balığın ışığını
Denizin anahtarını yitirdiğimizi söyledik
Denizden dağlara doğru yürüdüğümüz zaman
– Yürümesi bile güzel –
Duyduk yenilenlerin yapraklanmış adımlarını
Toprakları gözyaşlarıyla lekeli
Öykülerini dinledik üç deniz üzerinde

“Ama onlar bir türlü anlamıyorlar
Işığa koşan ağaçların da olduğunu”

Göğün boş olduğunu söyledikleri zaman
Biz onlara üç denizi gösterdik
Kesik haykırışlarını duymalarını istedik
Yaz ikindisi kumun ve çakıl taşının
Bize dünyanın ücra bir yalnızlık olduğunu söylediler
Duraçlı yonuları, eski kemerleri,
Sümbül demetlerini gösterdik
Söylemesi bile güzel
Arka bahçeyi gösterdik
Ama bunlar yaz ılgımı dediler
Gelip geçer, asıl olan mutsuzluk

“Ama onlar bir türlü anlamıyorlar
Hüznün de bir ölçü olduğunu”

Ahmet Ada
-Yeni Kantolar-