BUDALA – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN BUDALA

İyiliğin Kardeşlerine

– Kuzu, bu dünyada budalaydık ya bizi
gökyüzündeki bahçeye de habersiz indirdiler!
Otuz yıldır gökyüzünde saklıyoruz dedemi,
gözyaşını yük olur diye taşımayanların
bakışlarından uzak, ‘ kuzu ‘ sayıldığımız yıllar
kuş gibi uçtu, yanında masum bir hayret:
Hangi ‘ kuzu ‘yla yüz yüze kalsak, sessizlik,
aramızdaki o yeni kardeş! Kelimelerse başka
ağızlarda ağır ve kaba bir şöhret…
İşte sular yükseldi, dilimize vuruyor tuz
ayrılık adalarındayız ve sustukça kusursuz
bir sessizliğe terkediyor ‘kuzu’larını dünya,
ona yükümü bıraksam kuş sayılırdım ama,
gökyüzünü açık bıraktık ve bağlandık toprağa;
hâlâ gariplerin yurdunda işittiğim gözyaşı,
hâlâ iyiliğin gölgesine toplanacak ‘kuzu’ lar:
Çok çocuk kimsesiz bir çocuk tenha
gibiyiz yine garip yine budala şimdi
ağır bir kuşa benziyor omuzlarımda
ödünç kanatlı zaman, ödünç anıları da…

‘Kuzu’ymuşuz daha ‘ Gurbet Kuşları’na ağladığımızda!

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-

YELDA KARATAŞ GÜLKURUSU

~~Turgut Uyar’a saygımla

Galata’dan yokuş yukarı gülkurusu
Ceneviz taşları ipe serili çamaşırların boynunda üşümüş
Naylon da tükendi gülün yerine ne koyacaklar?
Kan kırığı bir ay doğuyor üzgün gözlerine tersanelerin

Şairler uykuda

Ansızın deli bir sustalı ışıltısı
Hayatın sırtına bembeyaz delik açan
Yanık entarili gelinlik kızların türkülerine çarparak
Kızıl süte boyuyor gül kokulu sokakları

İstanbul suskun

Her çağın üstüne kapanan Venedi rahlesi çarpık
Geceye açık uçurtmaların kesik ipuçları
Şakağıma dayalı ölüm bile naylon
Yalan bir gün batıyor esmer yüzüne Kasımpaşanın

Şiir uyanıyor

Yelda Karataş
2007
-hüzün suretleri-

AFŞAR TİMUÇİN GÜNLERDEN KALAN
Uzar zaman kırılır eğri çizgi
Korku yerleşir düşünceye
Anıların ötesinden bir fırtına
Bir kül yağmuru yangın yerlerinden

Yenik duyarsın kendini
Bir şeyleri götüremedin diye
Kimler geçer şimdi o sokaklardan
Uyku parça parça yayılır geceye

Hangi sevgili hangi eski masaldan
Getirilmiş tozlu bir süstür
Tükenmemek için bir düş gibi
Sığınır suçlu gibi bir köşeye

Hangi iklimin aynasında
Yaşandı o eksik zamanlar
Hangi uzak adalarda unutuldu
Unutulmaz dediğimiz anlar

Öfkeyle sevinçleri eskiterek
Islık çala çala geçer duyarsızlık
Sabahı olmayan bir gecede
İğretisin ya da yolcusun artık

Afşar Timuçin
-Düşlerin En Güzeli-

Bir Şiir Yazılırken – Edip Cansever

edip-cansever-bir-c59fiir-yazilirken
 
I
 
Küpe çiçeği güneş ister
Yol ağustosun
(Birinci dizeyi bir bahçıvan söyledi
ikinci dizeyi ben)
 
Haziran bir bardaktır susayana
(İçkiliyken yazmış biri
Yukardaki notların altına)
 
Elindeki beyaz güllerle
Merdivenlerden çıkan kadın
Çerçevedir bir anlamda
Bir bildiridir
(John Cheever’in bir öyküsünden aldım
Bir cümleyi dört dize yaptım hemen)
 
O yaz hiçbir söz söylenmedi
Ve bitti her söylenmeyen
(Birinci dize Bachmann’ın Otuz Yaş öyküsünden
Altını rujla çizmiş arkadaşım
Olaysız bir olaydı ikinci dize
Gördüm bir zamanlar seviştiğim kadını
Otururken cam kenarında
Başında bir otelin akşam vakti
Kâğıt peçeteye yazmışım bunları da)
 
Yol haziranın
Yol mayısın
(Belki böyle şiirler de yazacakmışım yakında.)
 
 
II
 
Ayaklarını kirletme
diye bağırdı kadın
(Altını çizdim havadaki yankının)
 
İyi günler dedim yanımdan geçen birine
Bilmem ki ne anlamı var bunun
İyi günler dedi o da
Tütününü parmağıyla bastırarak piposunun
(şiirde tersidir bu sonsuzluğun)
 
Mevsimler uydundur içeriğine
Örneğin bir hırsız gibi sevdim bu haziranı
Bir başka hazirandan anımsadığım
Bitirilmiş bir sevda gerekçesiyle
(Bitmemiş bir şiirden aktardım bu şiire)
 
İşleniyorum dünyaya
Uçsuz bucaksız bir kumaşa işlenir gibi
(Dünya
Kapadım dönüşünden yapılmış gözlerimi.)
 
III
 
Donmuş değil, bir akarsudan koparılmıştır sadece
Bu dizeler, dedi, durup dururken
Yaklaşıp yaklaşıp itiyorum düzyazıyı
Nerdeyse durduruyordum onu (şiiri)
Billurlar gibi tıpkı, titreşen alevlerin üstünde
Saydam yoğun, dengeli.
 
Bir balık tuttu bu ara (bitirmişti sözlerini tam)
Yalnızlığın o kaygan tanrısını
Çırpınırken bulmuş kadar sevindi.
 
IV
 
Görmediğiniz bir yanı da yaşamın
Onun dile geçme tutkusu.
 
Senden mi başlasam – bilmem ki – dumanından mı
yanık otların
Sonbaharın kenarındaki
Bir çığlık gibi gelişirken gün -yazmalı gecikmeden-
Yorgun ve özür dileyerek bitecek çünkü.
 
Olağanüstü bir çakıl – cam kâsenin içinde-
Bütün biçimlerle uyumlu -yumuşak, dingin-
Yontucu olsam çakılla başlardım işe ben
Büyütmek için yalınlığı- ve abartmak için-
 
Koyuyor sözcüklerini önüme
Bir sokak feneri- yanmakta olan güpegündüz-
Ve söylenip duruyor boş arsada bir kadın
Ev yıkıldı eylül yok.
 
Olmadı, olmayacak da
İşte… kırık taşlar gibi bir anlatım!
Üstelik teker teker düşüyorlar yere, kayboluyorlar.
 
Gün alışmadı bana
Geri verdim sözcüklerini çaresiz
Çok yalancıyım bugün, onlar da.
 
 
Edip Cansever
-Şairin Seyir Defteri-