Sana Geldim – A.Hicri İzgören

A HİCRİ İZGÖREN SANA GELDİM

Tepesinde kara bir bulut bozkırın
Orta yerinde insan
Orta yerinde figan
Yankısız kaldı sesim
Uzak düştün can

Rüzgârın ıslak ıslığı
Küf kokusu
Yollarda kan göletleri

Sana geldim
Umudun ve sevdanın ustası
Yaralarım kanıyor yorgunum
Gözlerinin duldasında
Deliksiz bir uykuya
Sana geldim bu gece konuğunum

Kabardıkça kabarıyor
Sıkıntının suları
Yaşanan her gün
Dalında soldurulmuş gül
Her sözcük her kımıltı
Kendi dar anlamını aşan
Bir yoğunluk içinde

Sana geldim
Kahrın ve sabrın ustası
Teni tenim
Kanı kanım
Sebebim
Bir sen kaldın sığınacak
Perçem perçem saçlarından öpmeye
Sana geldim
Sessizliğin dikişini sökmeye

A.Hicri İzgören
-Sessizliğin Sağnağı-

MOSTAR – John Berger

JOHN BERGER MOSTAR

Şimdi toza dumana karışmış
cumartesi sabahları
hani o sıradan yedi gün
sessiz yedi gecesi olan
haftaların
cumartesi sabahları
eğer içmiyorsak
cumartesi sabahları
ayakkabılarımı alır
balkona çıkardım
bir iki çift de karımınkileri
ondört çift ayakkabısı vardı onun
beşinci katta
güvercinler arasında
parmağımda bir paçavra parçası
yaslanıp parmaklığa
şöyle bir değdirip boyaya
sürerdim siyah boyayı
o minik parmak uçlarına
uçları bir zardan büyük olmayan
incecik topuklarına
hem sağ hem de sol ayağına
sonra beklerdim biraz
iyidir, derdim kendi kendime
cilanın deriyi beslemesi
fırçayı elime almadan önce
ve sonra öteki elimin iki parmağıyla
bastırarak fırçaya
fırçalardım pırıl pırıl oluncaya kadar
ayakkabılar
cumartesi sabahları.

Şimdi
ne fırça var
ne beşinci kat
ne de ayakları onun.

John Berger
1995
-Gökyüzü Mavi Siyah-

Çeviri: Cevat Çapan

EN UZUN GECE – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ EN UZUN GECE

kavaklar büyürdü rüzgârın önünde
hep özlenen buğusu bir sabahın
kokusu yeşil göğsünde kuşlar uyur
gözlerine ısırganlar sürse de
bir gülüşe yapraklar havalanır.

kavaklar ağlardı rüzgârın önünde
ölümü sorardı kaç geceye göğsünü açmış bir kadın
taşıdı gençliğini bir su gibi elden ele
bedeli bir yaşamsa gerçeğin
bugün hangi taşta kimin izi bulunur.

kavaklar suskun rüzgârın önünde
şimdi herkesin yüzünde o sevmediğim hüzün
içten bir gülüşün bedeli ne zaman sorulur bir gün
döner umuda yüklediğimiz herşey keder içinde
ama ömrümüz ya en uzun geceyse

Yelda Karataş
-Ürperme-

TAŞ DA SUSTU – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU TAŞ DA SUSTU

taş da sustu sevgilim
gittiğimiz hiçbir yerde değiliz şimdi
fırtınada göğe çarpan gözyaşı yaprakları
örtmüyor artık
bu ebedi kış evindeki
çocuk mezarlarını

taş da sustu sevgilim
akşamın kuleleri otlara indi
yoruldu ayakta durmaya çalışan ağaç
kimseye hiçbir şey anlatamıyor
içimi acıtan ağrı

çürüdü gök
kaldırıma düşmüş bir çiçek gibi
denizi ıslatmıyor artık yağmurlar
yaşıyoruz kanımızda yarı ölü hayvanlar
kararıyor kemiklerimizin içi

her şeyi bilirdik, anımsıyorum
bizden sorulurdu dünyanın hali
ah, gel gör ki taş bile sustu
sözün bittiği yerde hâlâ inliyor
demirden bir gecenin yalnızlık vakti

taş da sustu sevgilim
ay ışığı ölü yengeç vadisi
işaretli kentlere gömüldü dağlar
bugün ne zaman dün oldu söyle
ne zaman unuttuk yağmura şarkılar söylemeyi

sessiz bir ölüm dansı zamanın gözlerinde
bizi bize anımsatan kimse kalmadı
yanıyor şimdi bir yeraltı nehrinde
tutuşan bir çağın çığlıkları
böyle mi yürürdü önceden de
çimenlerde sürünen böcek
biz mi göremezdik, her bulut yağmaz
her hatıra saklanmaz çeyiz sandıklarında
uyusam, ah uyusam
kuşları susmayan bir karanlıkta

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-