YURTSAMANIN ÇARESİ – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM YURTSAMANIN ÇARESİ

Susayanın su vereni bulunur,
yoksa da kendi arasın;
üstelik, pastan ve tırnaktan kuruluğu susuzluğun
apansız ulumaz canda
ilkin usul usul tozuşur,
rüzgârı yoksa suyun
siner ve tutuşur sindiği yerde;
yine de duru ya da bulanık
ilk yudumunda suyun
kırılır kuruluğu, söner ateşi!

Yurtsayan kime, neyi, nasıl sorsun,
hele ki
ısımayı, soğumayı aynı sözle, aynı gözle
hemi közde, hemi buzda güdüp, sürüdüğü
yabanelde?

Ne donuşunun saranı çıkar
ne yanışının duyanı,
kendi düşü kendine tuzak
ne yakını duyar sesini
ne uzağı,
ne göreni olur bağrındaki dumanın
ne görüp de paslarının sileni!

Görseyenin, tatsayanın derdi
yokuşuna, inişine yayılsa da
uykusundan boğum boğum ayılsa da
çaresine yasağında varılır!

De ki, yârı gönülsedin,
koklaşmaya, hoşlaşmaya iznin de yok,
düşündeki yüzünü bul, onda sarıl!

Dostlarını anımsadın: yazış, ara konuş;
barışmayı duyumsadın: git küskününle görüş!

Yurtsayanın çaresi yok, yaraları bakışında uğuldar;
uzansa kolu donar, konuşsa dili yanar;
hele ki, ihanetin avcunda halsizse yurdu,
kabalığa, yüzsüzlüğe, nankörlüğe,
hissizliğe, soysuzluğa teslimse!

Kaya olsa, yurtsamanın ayazında oyulur!

Nihat Behram
-çıkmak için bu karanlıktan-

Yaz sevincim – Ahmet Ada

AHMET ADA YAZ SEVİNCİM PEACH TREE
Boş birkaç çömlek yanık, saksılar çiçekli çiçeksiz, şaşkın karıncalar, şeftali ağacının dalında kuşlar bana mı bakmaktalar? Ne yaptım ben, yakamı bırakmıyor sözcükler? Sözcüklerle bakıyorum çevreme. İnce güzellikleri gördüğümde yaz oluyor sevincim. Nesneler, kuşlar duvar kovuğu gövdemin parçası. Beklemiyorum hiçbir şey onlardan. Konuşmalarını duyuyorum denize bakan bahçede, geri istiyorlar ayazda kesilen ağaçları. İç çekiyor deniz kabukları. Şaşkınlıkla bakıyor kıyıdaki köpek göğe. Kayalar uyuyor içimde, kıpırdıyorum.

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-