HÜZÜN JPG. – Oğuzhan Akay

OĞUZHAN AKAY HÜZÜN JPG Copyright © 2017 - Levent YAZICI

Biter, yolcusu olan her yolculuk biter

Şehir bir kez sarsılır, sonra artçılar peşi sıra
Kalp hatları kırılmıştır mutlak, aşk yolunmuştur

Kaçak bir bilet olarak dolaşır ününüz karaborsada
Sonra bildik masallara karışır, çocukların uykusunda

Küçük aşklar 35’liktir tükenir hemen
Midesini ağzında taşır acemi sarhoşlar

Gölgedir, size bütün aşklardan kalan
Biter; aşk da biter, âşıkları varsa

Bir ter, bir ter

Oğuzhan Akay
-Sözcükler D. Eylül-Ekim’13-

HAYIR HİÇ YADIRGAMIYORUM – Edip Cansever

EDİP CANSEVER HAYIR HİÇ YADIRGAMIYORUM

Hayır hiç yadırgamıyorum
Niye yadırgayacakmışım hem
Sen bana inanırsın temmuzun ortalarıydı
Aldanacak bir şey yoktu, olmadı
Gel demek neyse, su içmek neyse
Geldimse, bir bardak su içtimse
Hepsi de aynı şeydi aşağı yukarı

İlk duydum, bir daha duymadım yağmurlar yağmadığını
Sonradan çizik çizik oldu neye baktımsa
Bir işe benziyordu tahta tezgâhta
Kirpikleri anımsatan, çocukların çizdiği güneşleri anımsatan
Kenevirden dokunmuş plaj örtülerini anımsatan
En çok da ellerin üstündeki kılcal damarları
Sözgelimi yontardım, eğip bükerdim bir geceyarısını

Ben öyle olağan şeyleri pek sevmem
İçkisiz günlerimizi anımsa
Bindiğimiz hangi kalyondu ve anlatsana
Baş yanı bir köpek balığının dişlerinden
Arkası bir mırıldanma
Bakkal çırağına benzer bir şeydi yokuş aşağı inen
İçinde yağ paketleri, peynir
Maydanozlar görünen
Elinde bir sepetle oydu
Ve işin en önemli tarafı
Sana söyelenecek her şey söylenmiş olurdu
Boşuna mıydı yoksa nedensiz gülmelerim
Bir yandan yüreğim daraldıkça
Tam dediğim gibi
Bir daha karşılaşmamak
Bize özgü bir çoğulluktu

Şimdi bu akşamüstlerini niye sevmiyorum
Ne bileyim ben neden
Üstelik bir sap menekşe iliştirilmiş ağzına
Gidip geliyor durmadan
Sabahla akşam arasında
Deniz ötemde
Deniz içimde
Hayır hiç yadırgamıyorum yokluğunu
Sarılıp gövdesine sımsıkı
Bir kadın kendini doğurabilir isterse

Edip Cansever
-Sevda ile Sevgi-

BU SABAH DOĞAN GÜNEŞE SÖZ – Mehmed Kemal

OKTAY RİFAT BİR AŞK VURAN GÜNEŞ

Seni masallardan tanırım saadet
Kurnaz ve hilecisin
Daima havalar iyi elbisem ütülenmiş
Karnım tokken gelirsin

Bu şehirde yaşamak böyle
Evden daireye gidersin daireden eve
Güzel kadınları seyredersin yolda
Çam ağaçlarını asfaltı
Bu hikâye devam eder her gün

İnsanların kandan korktuğun bilirim
Neden severler harp haberlerini aklım ermez

Ölüm bizim için değil
Bir kedere adet olmuş gelip gelip gidiyoruz
Yoksa bırakılmaz bu güzel dünya
Ölünce dirilmesi var bir daha
Ot olarak ağaç olarak

Bir gül olup takılması var göğsüne sevgilinin

Turnalara selâm ederim
Başı telli turnalara
Siperlerden siperlere atlayan
Mavi gözlü kara gözlü çocuklara iletsin

Mâlûm dünyanın hali
Laf etmekle bitmez
Madem ki misafir oldun
– Buyur
Seni masallardan tanırım saadet

Mehmed Kemal
-Birinci Kilometre 1945-

Sihr-i zaman – Murahtan Mungan

MURATHAN MUNGAN SİHR-İ ZAMAN

Tabiat, kendi bildiğinden yorgun…
tortul gözleri…
seyretmeye halsiz kendini…

ay perçemini kısa kesmiş bu gece
yolunu kısaltsın diye denizcilerin

gökyüzüne yayılmış gümüş tülü

benzetme eski ama
nice görüleni onca bilinmezin

kaybolduğunu bilmeyen kırlarda
kalanların
geceledikleri hanlar
başka zamanlara ağırlamış
yolcularını, şaşkın
ödünç sesi geri çağırır
yanlış yollara uğurladıklarını
kaybolana kadar açılanlardan

toplamak için
ayın ağında çırpınanları

mahmurluğun sihri, sihr-i zaman sanır kendini
siciline işlemiş şiirin gümüşüyle
bilinende saklanıp uyuyalım şimdi
yeni ay, ama çağ eski

sabahın sütü vermiyor kendini
kimseye

söyletenin söylenmeyen sessizliğinde

Murathan Mungan
2010
-UYKU OTLARI/ Solak Defterler-