MOZAİK – Ferruh Tunç

FERRUH TUNÇ MOZAİK

Keşişin dökülmüş saçları
Kısrağın hüzünlü bakışı

Hangi renkle yansıtılacaksa, o renkleri ayıklamalı
(Gelinciklerden söz gelimi, genç kızın dudakları)

Kitabı altın yaldızlıydı sanırım
Bakırdandı yüzü, demek ki…

Kadehi tunçtan olsun mu?
(Hayır, hayır, çok ağır!)

Doğanın solmayan solgun taşlarını dök şuraya,
Göğü betimleyen, denizi aşan, akarsuyu taşıran

Yüksek kayaların dibinde
Seyrinde ormanların

Ayıralım, kıralım önce ağır ağır
İşleyelim, döşeyelim sonra da

Nasılsa, sonraya kalır.

Ferruh Tunç
-Sözcükler D. Ocak/Şubat’14-

Ağacın gözleri – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN AĞACIN GÖZLERİ tree-layers-7-dorothy-berry-lound

kesidine bak içindeki halkaların
aşktan yeni hatıra yaşları
geride kaldı, an seyrek
zaman temkin dayatır
kandaki serinliğe
yaşar gibi değil
seyreder gibi
geçmişte öğrendiklerinle
hayatını kendini yazının kalbinde
bir ağaç gibi kabullenmek
suların çekildiğini
etinde kımıldayan şimdiki zaman
solgunlaşıp uzaklaşan
her şey
gözlerinin önünde

ayaktasın, seyrettiğin manzaranın içinde
kendi hızıyla eskiyen
imkânsızlığın bilgisiyle

Murathan Mungan
2009
-Saklı Defterler-

Ahmed Arif

ahmed-arif-3

Sevgili Dost,

Gerçekten saygı duyduğum
tek kimsesin.
Sana, sonsuz kadar güven
ve sevgiyle bağlı kalıcam.
Hiçbir şey, hiçbir şey yıkmasın bunu
İnsan olmanın müthiş gücündeyiz.
Güzel olan bu asıl.

Ahmed Arif

Ahmed Arif

Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su…
Ağıyor yeşil.

Ahmed Arif / Suskun Şiirinden….

Ahmed Arif,(21 Nisan 1927 – 2 Haziran 1991) Anısına saygıyla…

AHMED ARİF

SUSKUN

Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra…
Yağıyor yeşil.

En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir Stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim…
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgârıyla vurgun…
Sarıyor yeşil.

Rüya, bütün çektigimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su…
Ağıyor yeşil.

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
Susmuş bütün namlular…
Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl-mışıl,
Uykular derin,
Yılan su getirir yavru serçeye,
Kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş,
Memeleri bereketli ve serin…
Sağıyor yeşil.

Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yiğit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yeşil.

Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara,
Yalın gölgesi.
Kuş vurmaz, tavşan almaz,
Ama aç, azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak, Tiber saygılı, suskun.
Bak nilüfer dizisi zinciri.
Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartakus’un.
Susuyor yeşil.

Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?

Ruhum…
Mısrâ çekiyorum, haberin olsun.
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu…
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği…
Ağlıyor yeşil.

Ahmed Arif
-hasretinden prangalar eskittim-