YAZ VE KIŞ OTELLERİ – Edip Cansever

EDİP CANSEVER YAZ VE KIŞ OTELLERİ

Nasıl yuvarlanmışsa ağzında dili
Gök yuvarlağında kendisi

İlk adım atışıydı sanki bir kara parçasına
Eksiltti o duyguyu, bilinene benzetti.

Bir böcek son beneğini buldu arada
Kurtuldu şaşkınlığından
Dünyada bir keman teli koptuysa elbette işitildi.

Bütün bir yıl neler oldu neler geçti kimbilir
Sevdalar şurda burda
Yaz ve kış otellerinde neler birikti.

Örneğin bir paslı bıçak ilk parıltısına
Koştu koştu yenildi.

Uyunmuş bir uykuydu sezdiği onca şiir
Yazmadan yazılmadan sürekli bitirildi.

Karalar kıyı oldu aslan gibi bir denize
Her şey ki bir denizse, öyleyse
Kendine dönük parmak oracıkta kesildi.

Şu elmayı soy dediler, şu midyeyi aç ama
Şöyle
Yaz ve kış otellerinde neyin saati.

Nasıl yuvarlanmışsa ağzında dili
Şiirinin gözleri…

Edip Cansever
-Şairin Seyir Defteri-

KIRSAL GÖÇ – John Berger

JOHN BERGER KIRSAL GÖÇ

Sabahlar annelerdir
Çayırlar yeşertirler
görünmeyen çarşafları kuruturlar
meyve bahçelerinde
ve duman tüten kayalara
güneş ve uyku masallarıyla
sataşırlar

Akşamları çakılı çitlerden
köpek boyu otlar arasında
tavuklar yem gagalar
övüngen bulutlar toparlanır
ve gürüldeyen tutkuyla
çocuklarını besler anneler

Günbegün
sabah akşam peş peşe
boy attı yapraklar ve otlar
ve kuruyan yeşil söğüt çiçekleri
ölü tırtıllar gibi
döküldü ceviz ağacımızdan

John Berger
1979
-Gökyüzü Mavi Siyah-

İÇEDÖNÜŞ – Afşar Timuçin

AFŞAR TİMUÇİN İÇEDÖNÜŞ

Seni şiire ayırdım kopardım boşluklardan
Gelincik toplar gibi
Uçuk mavilere boyadım her şeyini
Yırtıcı hırçın korkusuz ne varsa bizde
Tuttum bize getirdim
Yarına hazırlansın içimizde

Seni yağmura ayırdım süzdüm yazlardan
Karlı günlere soba başlarına
Kestane pişirdiğimiz akşamlara ayırdım
Dalgalı denizlerden çekip aldım
Ne olur ne olmaz gidişimizi
Nasıl unutulur o fırtınalar
O deniz kazaları değil mi ?

Doğrulara ayırdım ikimizi
Şimdi artık anlaşılsın
Kaygılarla korkular mı kahraman
Yoksa büyüyen inancımız mı ?
Asıl istediğim bizim olan ne varsa
Çelişmesin açmazlara düşmesin
Gülümse çiçek getir yakın dur
Gerekirse ikimizi çek öldür
Sevdamız olmadık bir şeye benzemesin.

Afşar Timuçin
-Bu Sevda Böyle Gider-

1960 (28 Nisan – 27 Mayıs) – Behçet Necatigil

ümit yaşar

I) Bir yaşlı konuşuyor:

Utanıyorum ama göstermiyorum
Elimden çok bir şey gelmedi
Girdim çıktım odalara kalabalık
Ve dedim Atatürk gençliği
Ve dedim her şey ancak Atatürk.

Yaşlıyım yorgunum ama göstermiyorum
Doğdum Cihan Harbi çocukluğum
Kıtlıklar ölümler başka savaşlar
Bitkinim ama göstermiyorum.

Çünkü yok tükenmek son soluk çıkmadıkça
Atatürk’de benden bunu bekler
Bir ölüyüm belki ama göstermiyorum
Dincim, oldukça karşımda sizler.

II) Bir genç konuşuyor:

Benim doğduğum çağ
En yücesi çağların
Ondan güçlüyüm ama göstermiyorum
Cevherim damarlarımda gizli
İçerde, dışarda
Beklerim belli etsin düşmanlar
Kirli içyüzlerini.

Bayrağımın rengi biraz solarsa
Ne güne benim kanım?
Yükselsin diye vatan
Daha üstün doruklara
Eğildiğim ışıklardan kalkarım.

Susuyorsam atalardan gelen olgunluğum
Yurdumda bir kıpırtı olur da
Nasıl görmem, duymam nasıl
Ben kimin çağında doğdum?

Dünyada iyi, kötü ne kalmış gizli
Ne zaman ki bir tehlike belirdi
Atlar sarp kalaye Genç-Osman
Aşar aşılmaz surları
Bir yeni
Yeniçeri o zaman.

Gencecik bir filizim ama göstermiyorum
Heybetliyim, devim
Serhat türkülerinde çınlarsa tarih
Ordu ordu gelen levend askerim.

Örneğin, öğrenciyim
Yoksulum ama duydum Atatürk’ü mutluyum
Çimentepe’lere düşman ayak basar da
Ben daha durur muyum?

Kimin kızıyım, kimin oğluyum
Yitmiş gitmiş atam dedem
Hürriyetler uğruna
Ben daha durur muyum?

Düşebilir körpe fidan hain baltalarda
Düşebilir yeni yıldız
Ama nedir hürriyet
Hiç unutur muyum?

Düşer ömrüm katı kırağılarda
Düşer elimden kitap
Sonsuz geleceklere geçer benden kan
Dirilten kim, bu yurt artık nasıl çöker
İzindeyiz, biz varken.

III) Şehit Teğmen Ali İhsan Kalmaz konuşuyor:

Örneğin, bir teğmenim
Kader gülerse… derim, kader güler.
Devrimlere bekçi gücüm
Allanır ya bayrak
Doğar ya ardından yeni güneşler
Mayam vatan toprağıyla karılmış
Soysuz kurşunlarla yere düşmüşüm
Ne çıkar!

IV) Eski şehitler konuşuyor:

Vurdu gencecik fideleri katı kırağı
Düştüler yavru kuşlar yaylım ateşlerinde
Kalplerinde ilk uçmanın sevinci
Öyle içli gençlerdi ki!

Kıl pıranga köprülerden
Öyle güçlü geçtiler ki
En Yüce Türk’ün elinde
Şimdi hepsinin elleri.

Şimdi akşamüzerleri
Batı ufkunda
Yansır aziz kanları
………………………..
Hiç de göstermiyorlardı.

Behçet Necatigil
-Varlık, 15 Haziran 1960-
-Bütün Şiirleri-