ÖZLEMİN KADAR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM ÖZLEMİN KADAR

Toprağın iştahıyla dallardan
kuruyan yaprakları topluyor rüzgâr,
üşüyen çocukların teniyle kelebekler
sindi solgun çiçeklerin dibine,
göğün karaşın kıvılcımları kırlangıçlar
tel tel sıyrılıp bulutlardan
göçtü uzaklara,
yaz bitti…

Nasıl isterdim, ah, yazgımı değiştirmek,
öpüşür gibi sessizlikle
su içen bir ceylanın
halka halka dudaklarından
çakılların, yosunların köpükteki nazına doğru
başıboş
akıp gitmek bir derede…

Zift ve kemik arasında sıkışıp
ezilmiş filizin uğultusuyla
taşıdığım ruhumdan utanarak
otları dinliyorum,
ne başka sızım olsaydı keşke
ne başka sözüm artık;
kaçsam, kaçıp gitsem buralardan,
kederi beni daha fazla boğmadan
uzağında bulandığım kırların…

Koynumda özleyişin kusursuz ürpertisi,
güvercinlerim
ve ömrüm sıra huylarıma dolaşan
çocukluk günlerimdeki telaş;
ah, sadece şiirle yaşasaydım
giziyle düşteki ışıltının,
dallara kuşlar ve sincaplar kadar yakın
gülüşleri dolunay
öpüşleri sarmaşık
güzelimi her sabah
salkım salkım leylaklar
yağmur ve gonca kokusuyla anarak…

En yüce yaratıktı oysa
ateşi ve sevdayı bulurken insan,
yazık ki artık
bir kelebeğin titreyişleri kadar olsun
sahici gelmiyor bana;
sorsalar söyleyemem yeniden
hangi şehrin renkleri göyüzünün dengidir.
ya da yolununca gönlündeki sümbülü
küskün öten bülbülün
derdini kim üleşir;
çölden kopan rüzgâr bile
ufkunu böylesine onulmaz
böylesine arsızca ağılayan insandan
daha kumsuz, daha nar…

Çaresiz, dinecek bu çile bir gün,
tırnak ve nasır gibi ruhumda katılaşan
bereketsiz bu kalabalıktan
soluyup alacak beni duldasına doruklar
durulaya kurulaya büyütmek için
yeni doğmuş kuzuların sesiyle
toprağını kayalardan emziren hızıyla yaylaların…

Güzelim, serçeler mi taşıdı sana,
bahçelerden çimen çimen,
karadut oyası zülüflerini,
çiğdem tüten gamzeleri omuzlarına
kırdan mı sardın,
yâd ellerden esen yelde sevdalın mı var?

Unutma: hicbir şey yakışmıyor kalbime
özlemin kadar!

Nihat Behram
-İntikam Alır Gibi-