Ben Yürüdükçe – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL BEN YÜRÜDÜKÇE

Binlerce kıvılcım yanıyor ağaçlarda
Dağları göğsüme dolduran rüzgâr
Akşamın sislerini dağıtıyor saçlarımda
Gelinlikler içinde uyanan sabahı
Tül dudaklarından öperek kalkıyorum
Şu anda zaman
Çatlamış bir nar çiçeği avuçlarımda
Bir elim vardiyalarda koşuyor
Bir elim saraylara çarpıyor durmadan
Saltanatlar savruluyor yamaçlarımda

Ben yürüdükçe zaman yürüyor
Kentlerde kondular koşuyor izimden
Kırlarda tarlalar sıçrıyor güneşe
Kalemler aşktan söz ediyor
Okullar koşarak dağılıyor caddelere
Şaha kalkıyor fırçalar
Sevginin savunmasını çiziyor tuvallere

Ben yürüdükçe zaman yürüyor
Yer altında yanan kömür
Tornada ağlayan demir gülüyor
Kapıları zorlayan ölüm sesleri
Korkuyu salamıyor yüreğin sularına
Her damlada pınarlar diriliyor
Bir çocuğun billur bakışlarında
Yaşamı değiştirecek dünyalar birikiyor

Adnan Yücel
-Soframda Kaval Sesi-

Yeşeren Otlar – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ YEŞEREN OTLAR

Bir melek su taşıdı,
Biri serinlik taşıdı uzaktan
Biri yeşillik getirdi.
Yıldırım gibi, ama sessiz
Çimenler sökün etti kara topraktan.

Sonra sen geldin dünya güzelim!
Yürüdün salına salına,
Bastığın yerde güller açtı,
Sarıldı ayaklarına.

Aşk da yeşeren otlara benzer,
Günü saati bilinmez.
Bakarım bir gün hepsi solmuş
Dünya güzelim gider gitmez.

Cahit Külebi
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2009-

Erdal Alova

ERDAL ALOVA ŞİİR

Şiir bir kedidir
Yedi canlı
İşkence görür
Sürüklenir sokaklarda
Yüzüne tükürürler
Alay ederler
Atarlar dört duvar arasına
Dolaşır o yer senin
Bu yer benim
Sonra bir bakarsınız
Çıkar karşınıza
Sanki o yaşamamış bunları
Gülümseyerek bakar
Işıldayan bir yüzle

Erdal Alova/Not’lardan
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2009-

Otel Isparta – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY ISPARTA OTELİ

Dağlıyor akşam
bir kez daha kalplerimizi.
Sevgilim! O mührün
yanığıyla yaşadık. Siyah
gözyaşlarıydı yıllar;
İz bırakmadık
konup göçtüğümüz yerlerde,
duvarlardaki dizeler hariç;
kovulduğumuz işyerinde:
“Ben güzelim, ey faniler! Taştan bir rüya gibi”,*
karın iniltisi dinlediğimiz
han odasında:
“Senin tabutun olacağım, ey tatlı belâ”**
Kim farketti ki
bir hazine dağıttık
sahafta bulduğumuz eski kitaptan.

Sevgilim! Solgun yüzünde
bir yangın güzelliği;
suçlar ve sevaplar
gözbebeklerinde
ebemkuşakları gibi.
Bir inci bulabilseydim
kentlerin çamurunda sana.
Gizemli bin yıllarım benim,
altında senin kanın da var
İblis’le sözleşmemin.
Yaşamın cangılından geçtik:
ılgımın çarpılmışlarıyız,
kör etti hayali
naylon ve plastik.
Boğ beni. Gece
parçalansın bir kıta gibi.

Boğ!
düşlerin
ve karabasanların için:
ölüm ilhamımızdır.

Sokul
sökülmüş gül bahçesi göğsüme;
Yurt öleceğimiz yer midir sevgilim
yaşadığımız izbeler mi? Düşlenmiş
ülkeler midir yurt, aç kaldığımız
kentler mi? Günün
ve gecenin yaraları etimde. Yanıt
yoktu zaten, sorular da kalmadı.
Ah! Çocukluktaki yaz. Öpüşler
ve yeşil fısıltılar. Zaman
bir ayna: Hem göründük
hem kaybolduk.
Nerdeydi baba evimiz? Hangi
falcıydı mutluluk vadeden? Kimdi
adımıza bir dua mırıldanan?
Unuttuk, unuttuk.

Feryat ve kül! Dünyanın
bize sunduğu. Göçebe
ruhumuzu aydınlattı yine de
türküsü başakların. Kaç
denizin yakamozu tenimizde;
evimizdi ağaç gölgelikleri;
göklere ağdık, ırmaklara karıştık
otel odalarında, yağmur kesilince
birer papatya olduk; Ey
erden mevsim! Yitik çocuklarını
karşıla. Teselli istemedik. Duman
ve İğne: Açıldı yasak kapılar
ilk Kaos, görülmedik renkler.
Mümkündü, öldük
ölümleri otel odalarında.

Ey büyük gömütlük.
Sevgilim! Durdu saat. Dil
tutuldu. Yarın nerde olacağız?
Ne bulacaklar
sırt çantalarımızda? Yıpranmış
kimliklerden başka?
Otel Isparta’nın duvarında kalacak
yaşadıklarımızın izi:

“Çığ, ne olur düşerken al götür bizi”.***

Ahmet Oktay
-Ağıtlar ve Övgüler-

* Baudelaire’nin ‘ Güzellik ‘ şiirinden, Elem Çiçekleri
** Baudelaire’nin Şişe şiiri’nden
*** Baudelaire’nin Yokluğun Zevki şiiri’nden