ERİK – Nazmi Ağıl

NAZMİ AĞIL ERİK

Uzanıp bir erik veriyorsun. Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum onunla. Yine öyle kırmızı, yine öyle parlak ve gergin bir elma işimi ne kadar kolaylaştırırdı oysa. İkimizin de ezbere bildiği derin anlama varmak için acele etmeden, dolana dolana soyardım kabuğunu hazır çağrışımların. “O da meyveyi marketten aldı, dalından koparmadı sonuçta!” türünden pişkin cevaplar verirdim, ilham perimi hayal gücü bakımından yoksul bulanlara. Yan gözle, eşek şakalarını seven bir arkadaşın çekmeceme bıraktığı plastik yılana işaret ederek başlardım, elbette istemeden itildiğim bu suçta kendimi savunmaya. Milton’un “Kayıp Cennet” adlı şiirinde ona atfettiği akıl alan, gönül çelen sözleri hafifletici neden olarak öne sürerdim. Ama mademki isyan soylu bir kavram haline geldi zamanla, aynı yasağın milyonlarce kez çiğnendiğini unutmuş gibi yapardım sonra. Genetik müdahalelerle kim bilir kaç derece sulandırılmış olsa da damağımı o ilk günahın lezzetini duyarcasına şaplatır, kararlılıkla, “Aç kollarını,” derdim, “ey mavi gezegen, ey koca dünya.” Ve sandalyemi hafifçe yatırıp düşerdim…(ihtiyatla)…kollarına.

Ama sen tutup bir erik uzatıyorsun. Yine de, çaresizce eğilip kulağımı dayıyorum, deliğinden başını çıkaran uyuz kurtçuğa. Belagat sanatlarından zerre kadar düşmemiş olmalı ki payına, girizgâhı filan boşlayıp kuru bir tonla: “Anlasana budala,” diyor ” Sen yanlış Adem’sin, o yanlış Havva!”.

Nazmi Ağıl
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2012-