Yıldızlara Çıkar – Bejan Matur

BEJAN MATUR YILDIZLARA ÇIKAR

Bilinmezin toprağında
Yazgının yol gösterdiği insan.
Zaman kaybeder!
Bir adım ötesi
Beklemektir çünkü.
Ve yıldızlara çıkar
Bir adım ötesi
Ağlayışa.
Bütün gece yapışarak toprağa
Gökyüzüne baktım,
Bir çiçek demeti gibi önümde açılan kainata.
Adlarını saydım yıldızların tek tek
Alfa
Altahir
Gama.
Venüs yükselirken
Güzelliğin kamaşması
Dildi.
Kelimelerdi
Kanda uğuldayan.
Her şeyin konuşması karanlıkta
Aşk.
Sana bakıyorum
Yıldızların
Dağ gibi üzerime geldiği
Bu anda
Sesine sığınıyorum ki
Açılsın önümde dünya
ve varacaksam varayım
Yarım kalan o köke.

Bejan Matur
-aşk/olmayan-

CEVELÂN – Can Yücel

CAN YÜCEL CEVELÂN

Vakitlerden omuzlarında taşıdığın ayın
Taş ama hafif olduğu vakit;
Vakitlerden şehrin parmak uçlarında insanların
Taş ama hafif olduğu vakit;
Vakitlerden bir bahçe kenarında yanından geçtiğin,
nehrin kenarında tekrar rastlayıp,
Ve nihayet vakitlerden sonbaharı ayak seslerine sarıp
Evine getirdiğin vakit;
Vakitlerden henüz konuşmayan, belki de hiç konuşmayacak
Bir mevsimin susmaya başlayan yaprakları
Odana dolduğu vakit
Kapını açıp girebilecek misin?
Yani üstünde “Oturan 30, ayakta 15” yazılı levhayı
Dışarıdaki anadan doğmamış çıplaklara
Gösterip, otobüsün zilini çekip gidebilecek misin?

Vakitlerden… Düşmüş, düşen, ve düşecekle düştükten sonra;
Düşmüş yıldızların burçlarından,
Düşen şehirlerin surlarından,
Düşecek yaprakların uçlarından düştükten sonra;
Düşmüş yıldızlar, düşen şehirler, düşecek yapraklarla beraber
Kendi yağmurunun çamuruna gömüldükten sonra,
Kapını açık çıkabilecek misin?
Yâni yalnızlığını, cebinde unuttuğun
Bir boş cigara paketi gibi, bir boş ânında,
Çıkarıp, açıp, kaldırıp atabilecek misin?

Can Yücel
-yazma-

ERİK – Nazmi Ağıl

NAZMİ AĞIL ERİK

Uzanıp bir erik veriyorsun. Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum onunla. Yine öyle kırmızı, yine öyle parlak ve gergin bir elma işimi ne kadar kolaylaştırırdı oysa. İkimizin de ezbere bildiği derin anlama varmak için acele etmeden, dolana dolana soyardım kabuğunu hazır çağrışımların. “O da meyveyi marketten aldı, dalından koparmadı sonuçta!” türünden pişkin cevaplar verirdim, ilham perimi hayal gücü bakımından yoksul bulanlara. Yan gözle, eşek şakalarını seven bir arkadaşın çekmeceme bıraktığı plastik yılana işaret ederek başlardım, elbette istemeden itildiğim bu suçta kendimi savunmaya. Milton’un “Kayıp Cennet” adlı şiirinde ona atfettiği akıl alan, gönül çelen sözleri hafifletici neden olarak öne sürerdim. Ama mademki isyan soylu bir kavram haline geldi zamanla, aynı yasağın milyonlarce kez çiğnendiğini unutmuş gibi yapardım sonra. Genetik müdahalelerle kim bilir kaç derece sulandırılmış olsa da damağımı o ilk günahın lezzetini duyarcasına şaplatır, kararlılıkla, “Aç kollarını,” derdim, “ey mavi gezegen, ey koca dünya.” Ve sandalyemi hafifçe yatırıp düşerdim…(ihtiyatla)…kollarına.

Ama sen tutup bir erik uzatıyorsun. Yine de, çaresizce eğilip kulağımı dayıyorum, deliğinden başını çıkaran uyuz kurtçuğa. Belagat sanatlarından zerre kadar düşmemiş olmalı ki payına, girizgâhı filan boşlayıp kuru bir tonla: “Anlasana budala,” diyor ” Sen yanlış Adem’sin, o yanlış Havva!”.

Nazmi Ağıl
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2012-

HIRKA – Ürün Kuş

ÜRÜN KUŞ HIRKA

geçen gün seni izledim sokak görmeden
o akşam sen yine içkili, mum ışıklı ve mutfaklı
kendinle ezeli bir sohbetteydin
ölümler yetmezdi, o kadar tek başına

bilmem neden bu kadar etkilendim
hırkayı omzuna atışından
belki de çok iyi bildiğim bir hareketindi
ayrılığımızdan çok sonra dikkatimi çeken.
bu hareketin göğsüme mektupladığı kurşunları
usta bir piyano solosu, bu şiirin acemi elinden
daha iyi anlatırdı kuşkusuz
tanrı gibi yandım ya, yaşadım uğruna

o akşam, o an
hırkanın hüznü giydiğini gördüğümde
doğumlar yetmezdi, o kadar sancılandım
sonra dosdoğru eve gidip kırdım piyanomun kalbini.

Ürün Kuş
2009, Nürnberg
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2011-

Kimsenin Fark Etmediği Yapayanlız İncir Ağacı – Besim Dalgıç

BESİM DALGIÇ KİMSENİN FARK ETMEDİĞİ İNCİR AĞACI

Bilinmez neler yaşanacak.

Yitirilen sevdalar,
kenara köşeye atılan anılar.

Meydanda geçip giden kalabalıkların
bir panayır günüydü.

Kimse fark etmemişti
binlerce yıl hayat veren
yapayalnız kalmış incir ağacını.

Adsız bir meydanda yaşarken sesssiz,
…geçmişe de… geleceğe de,
küfür eder gibiydi,
kökü derinlerde dirayetli.

Besim Dalgıç
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2011-