akşam ve sen ve ben – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE SEN VE BEN

ikimizdik, sen ve ben, bir çiçekle
onun tomurcuğu arasında bir yerde;
öylece durur muyduk, ikimiz gibi?
dâima birlikte olurduk hüzünlerde…

anımsar mısın, yaz günü, bir bahçeyle
gizledikti kendimizi birbirimizden;
sen ve bahçe, ben ve bahçe, sen ve ben:
akşamlar derlerdik her ikimizden…

üşürüz, çünkü uzağız şimdi o yazdan;
ey, birazdan bir yazdan geçer olan, ey!
kimbilir ne anlama geliyor artık,
şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey?

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri-

ÇERÇİLER – Rahmi Emeç

RAHMİ EMEÇ ÇERÇİLER

Hep tarhana artığı çerçiler, yolla dinlence arası. Kurumuş
biber kızartısı yüzlerinde.
Şükür edilmiş bir kazançla dururlar.
Sabahın serinliğinden, akşamın serinliğine kurulmuş nefesle.
Dokunaklı türkülerin motiflerini taşırlar giysilerinde.
Damaklarında özlenip geri çevrilenler.

Bağbozumu, ellerinin uzandığı her şey. Çerçiler
bilir yoksul çocukları. Gecede, ay ışığına dokununca,
duvarda bakışlardan sıkılmış bir fotoğraf. Onların albümünde eskir.

Güz geliyor, onu anlatacak bir savruluş olmalı;
turşular, ince makarna, tuz ve şeker. Hayatın,
eviçlerine yürüdüğü vakitlerdir. Kusursuz
döngüsü hayatın, upuzun bir dağ yalnızlığı. Çerçiler,
yoksul çocukları bilir.
Çünkü tarhana sıcaktır. Ve yoksulluk
dünyanın her yerinde, kızarmış bir biber gibi dağılır yüzümüze.

Güz gelir, kentler bozkırı dinler. Bilgenin
sözüyle büyülenmiş mektep.
Çocukların ödev saatine
kurulunca hayat. Anlarız,
masal koca yaz ezber yapmıştır.

Çerçiler hatırlamazsa üşür, sanayide tornayı yoklayan çırak.
Ustası gülse o tokat bilecek. Öyle korkmuş ki
haftalık almaktan. Yine de,
bir çerçici amca var düşünde.
Her pazar, uykusunu gülerek bölen. Kucağında
bir masal dolusu oyuncak.

Güz, kaybettiklerimizi getirir bize; yaprak gider,
tohum gelir. Kuşkudan
arınınca toprak, darı alıp
masal verir çerçiler.
Hayatla dövüşen içimizin kuruluğu ıslanır.
Çerçiler, ekmek de kokar, oyuncak da.
İkisi olunca dünya güzeldir. Ey, dünya güzeldir diyorum,
sesim nasıl yankılanıyor.
Öldürülmüş bir çocuğun geçmişi kadar temiz.

Rahmi Emeç
-kırık zihinler sahafı-

CANSUYU – Can Yücel

CAN YÜCEL CANSUYU

Bir çoban ateşi
yanıyor nefesin
Düşümün kırçıl çalılarında
Ve batana dek uyku sersemi
Kutup güneşleri gibi düşlerin
Tut ki bir kışı yakıyorsun ocakta
Kozalaklarla meşe palamutları
Düşe kalka
ortalıkta
dolaşmakta
Ve yaladıkça yalaza diliyle duman
Tüm yeraltı örgütlerini yüzümün
İy`oluyor iy`oluyor ilk gözağrım sinüzit
Körfezde de böyle olmuştu güzün
Sular havalardan daha geç soğuduğu için
Tütmeye başladıydı kükürt
Ve çiçek aşılı yalılarıyla karşı kıyı
Boyacıköye karıştıydı açıkta
Benim fersûde tavus türkülerim gibi şimdi
Nitekim açık mavi saçlarımda aman
Köpükten nalınlarıyla bahriler yarışmakta
İki çıplak bi zaman
İnsanoğlu yaşasın dünyaya yaraşmakta
Yüzümü ağartıyor senin pırıl pırıl kokun
Ateş böcekleriymiş meğer o lâvanta çiçekleri
Külbent keselerde kokuşup giderlerken

Tebdili mekânda artık ferahlıklar keşfetmekte
Uçmaklara uçuyorlar onun için de
Öyle yeşil bir yeşilsin ki sen gelecekte
Bakmaya kıyamıyorum şimdiden
Ve cansuyum can verdikçe köklerine
Sevinçten ağarıyor bir fesleğen

Demek ki
Bu hâli bu güzeli bu yeşili
İlle de bugünkü kendi haliyle
Görüp göstereceğiz diye
Ihlamurlar budamak
Şiir değil bundan böyle

Can Yücel
-Ölüm ve Oğlum/Cansuyu-

DAL DİLENCİ DENİZ – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT DAL DİLENCİ DENİZ.jpg

Yaşlı bir orman esniyordu
uykusunda yokuşun
ve dilenci üşümüz
kapatarak göksel pancurunu
savuruyordu küllerini yazın

son balkon mavisini tutuyorduk
bir balon gibi havada
hem orada hem burada
cam kırıkları denizin
ki şarkısı çakıllık ayakları kan içinde

ağaçlar yorgun
bir ölünün gölgesine uzanıyorduk.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-
(dışarıda kalan şiirler)