YÜRÜYEN ADAM – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET YÜRÜYEN ADAM
 
Alnı yukarda
kırmızı boyun atkısı rüzgârda,
yürüyor.
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
yürüyor…
 
Rüzgâr deniz gibi köpürüyor
esiyor deniz rüzgâr gibi.
Akıyor iki yandan ışıklar
düşen yıldızlar gibi.
 
Sesler geliyor derinden
kalbin uzak sahillerinden:
-Nereye gidiyorsun yavrum benim nereye?
Dön sevgilim,
dön kardeşim,
dön evimin erkeği, dön geriye..
 
Yürüyor o
ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.
Yürüyor o
gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak.
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
yürüyor…
 
Kimbilir
belki bir daha sokmıyacak parmaklarını
dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına,
ve belki bir daha altında yatıp
güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi bakmıyacak
gürgen ağaçlarına…
 
Yürüyor o, yürüyor.
Açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları.
Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları.
Kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık..
 
İşitmiyor artık
hep ayni tahta masanın başında akşamlıyan
hasta topal dostların
kalbe karanfil ruhu gibi damlıyan
sözlerini
 
Çıplak
iki bıçak
gibi çekmiş yüzünde gözlerini
yürüyor, düşmana doğru.
YÜRÜYOR ADIM ADIM
YÜRÜYOR AĞIR AĞIR
YÜRÜYOR…
 
Nazım Hikmet
1929
-835 Satır, Şiirler 1-

TERS LALE – Sennur Sezer

SENNUR SEZER TERS LALE

Önce kayalar vardı, Suyun bir çakılı
taşıyışı kadar ağır ve telaşsız biçimlenen.
Sonra kayalar, taş ocağının ağrısı, kaslarda dinlenen.
Kaç yıl sürdü bilmiyor.

Bir gün sordu usta : “Nedir yonttuğun?”
Yutkundu… ” Bir arasta” yanıtı duyuldu.
Sıcak çekildi üstünden taşçıların.
Hakkarili taşçı başını kaldırdı. Ustanın
geniş gülümsemesi.
“Artık mermeri biçimle.”

Mermeri yontmak, bir kadını
utangaçlığından kurtarmak gibi…
Düş gücü ve aşkla eğilmek gövdeye.
Mermeri yontmak, bir çocuğu incitmeden
kucaklamak gibi…
Mermeri yontmak… zor.

Uykuları eksildi ve yüzü yeni doğmuş ay gibi genceldi.
Uykularında hazirana kadar kar içinde tepeler…
“Yurtsama” dedi bilge hekim. “Ancak
gücü yeter mi doğduğu yere varmaya, bilemem”.
Mimarbaşı geldi yatağının başına:
“Nedir dileğin oğlum?” Yanıt tek: “Çok
özledim”. Mimarbaşı eğildi kulağına:
“Bana anlatma… Taşa anlat”.

O akşam mermer kütlelerinin başına döndü Hakkarili.
Bir direk yonttu mermerden, bir mahfil
ve bir çeşme aynası.
Buğulandı uzun kışlar mermerde. Ve buzu
deldi çeşmenin aynasında ve mahfilin
dibinde ters lale.

Söyler güzelliğini sarp dağların, kışı yenişini
baharın… Ve yüzü yere dönük kar laleleriyle gücünü insanın. Bugün de
Selimiye’de.

Sennur Sezer
-Dilsiz Dengbêj

ej-