DOKUMACI KIZIN TÜRKÜSÜ – Gülsüm Cengiz

GÜLSÜM CENGİZ DOKUMACI KIZIN TÜRKÜSÜ

~ Bursa’daki fabrikada çıkan yangında boğularak ölen Ayşe, Sadife, Gülden, Necla ve Sevgi için…~

Ben bir ipek böceğiyim
adım Ayşe;
yaz güneşinin pırıltısını
dut yaprağına sarıp
sabırla koza ören.
Ben, bir örümceğim
adım Arakne;
ışıksız kuytularda gergefim
geçe gündüz iplik sağıp
kumaş dokurum tülden.

Ah, ipekböceği boğulur kozasında
örümcek ezilir ayak altında.
Gençliğim solar, yanar bedenim
karanlık atölyelerde.
Ben, bir dokuma işçisiyim.

-Çözgü atkı mekik
yün ipek keten
gres yağı pamuk iplik
toz ter koku
makine uğultusu
ücret sabır mesai
gece vardiyası
uykusuzluk
yoksulluk-

Döner çark işler mekik
akar iplik parmağımın ucundan
akar kan, akar terim
akar gözlerimdeki ışık
akar gençlik düşlerim
akar sevda, umutlar
siner bir kumaşın desenine
çiçek çiçek yıldız yıldız

Dokun,
dokun tenindeki ipeğe
pamuklu basmalara
ve duyumsa
akan teri, emeğimi.
Sor kendine;
ne zaman dönüşür ipliğe ipek böceği
iplik nasıl kumaş olur
sarar tenini?
Pamuğu basmaya, keneviri ketene
kim dönüştürür?

-Çözgü atkı mekik
yün ipek keten
gres yağı pamuk iplik
toz ter koku
makine uğultusu
ücret sabır mesai
gece vardiyası
uykusuzluk
yoksulluk
Neden, neden?-

Döner çark işler mekik
akar iplik parmağımın ucundan
akar kan, akar terim
akar gözlerimdeki ışık
akar gençlik düşlerim
akar sevda, büyür umut,
yanımdaki tezgahta
işleyen ellerin sıcaklığında,
değişir makinemin türküsü
-çözgü atkı mekik
sendika hak direniş,
çözgü atkı mekik
umut mücadele özgürlük-

ve güneş desenleri dokunur şimdi
yepyeni tezgahlarda…

Gülsüm Cengiz
2005
-anadolu’da kadınların şiirli tarihi-

YAZIT – Sennur Sezer

SENNUR SEZER YAZIT

“Toplandılar büyük alanına kentin
çünkü oğullar ölüyordu.
‘Benim oğlum’ diye hıçkırdı kadının biri,
‘kardeşimin oğlu ve düşmanımınki yan yana gömüldü…’
‘Kızlarımız’ diye yanıtladı öteki ‘kocasız kaldı, nişanlısız’.
Genç bir kız ‘sevgilileri olmayacak ergenlerin’ diye sızlandı,
saçları ağarmıştı.
….
Ve çekirdeksiz meyveler büyüdü ağaçlarda.
O yılın hasadından sonra
Ot bile yeşermedi toprakta…”

Kırık bir mermere kazınmış bu öykü,
kanla lekelenmiş,
ne başı var ne sonu.
Kim bilir eski mi,
ne kadar eski,
yoksa az önce mi attı kalemin taşçı…
Kan damlaları ıslak.
Ve uzakta bir uğultu.

Sennur Sezer
-Akşam Haberleri-

Hasan Hüseyin Korkmazgil

HASAN HÜSEYİN
Hasan Hüseyin Korkmazgil; Kızılkuğu kitabındaki Yurttan Nakışlar şiirinde yine kırsal kesim kadınını şu dizelerle anlatır:

“küçük dağ istasyonlarında çocuk yüzlü çuvallar durur
elleri kucaklarında
mormenevşe boyunlu
ve sapan demirinden geçmiş gibi etleri
kadınlar durur

kadınlar
türkü türkü
kadınlar
ağıt ağıt
kadınlar ki
nakış nakış
beklemelerden!

çığrışırlar yaramızda
çığrışırlar bıçak bıçak
çığrışırlar kurşun kurşun
çığrışırlar fitil fitil

kadınlar!

bakışları niçin turna katarı
bakışları neden demirparmaklık?
kapanmış bıçak yarasından da beter sanki ağızları
kilitli kapılardan da beter

kadınlar!”

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Kaynak:
kadınlar için söylenmiştir
anadolu’da kadınların şiirli tarihi
Derleyen Gülsüm Cengiz..

Mehmet Emin Yurdakul

MEHMET EMİN YURDAKUL
Savaşların yoksul halkın, özellikle kadınların üstündeki etkisi Mehmet Emin Yurdakul’un dizelerinde de yer alır. Yurdakul, kocasını savaşta yitiren taşralı, yoksul bir kadının durumunu ve nedenini Anadolu şiirinde şu dizelerle anlatır:

“Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz dargın;
Derileri çatlak bağrı kapkara,
Sağ elinin nasırında bir yara;

Başında bir eski püskü peştamal;
Koltuğunda bir yamalı boş çuval…

-Ne o bacı?
-Ot yiyoruz, n’olacak!…
-Tarlan yok mu?
-Ne öküz var, ne toprak…

Bugüne dek ırgat gibi didindim;
Çifte gittim, ekin biçtim geçindim,
Bundan sonra…
-Kocan nerede?
-Ben dulum,
Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
-Soyun, sopun?
-Onlar dahi hep yoksul!
Ah efendi, bize karşı İstanbul
Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
Taşraların hayvanlık mı nasibi ?

Hayır, hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
Onun için doğdun ki sen kadınlığın hakkiyle
Ocağının karşısında saadete eresin;
Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkiyle
Evladına südün gibi pak duygular veresin.

Sen bir aziz yoldaşsın:
Senin sesin hayat için döğüşmeğe koşturur,
Senin sevgin vatan için fedakârlık öğretir;
Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.

Lakin bizler bu hakları unuttuk;
Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk;
Ninen gibi sana dahi hor baktık;
Seni dahi garip, yoksul bıraktık !…

Ne vakte dek gençliğine hakaret,
Bu ayrılık, bu gözyaşı, bu ölüm?..
Yazık, sana ağlamıyan şiire;
Yazık, sana titremiyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmıyan insana!”
…..

Mehmet Emin Yurdakul

Kaynak:
kadınlar için söylenmiştir
anadolu’da kadınların şiirli tarihi
Derleyen Gülsüm Cengiz..