Kaç Zamandan – Didem Madak

didem-madak-kac-zamandan

Bu akşam ruhuma uygun, mavi
taftadan bir tuvalet giydim, Aylâ Abla
Sen de artık bir irmik helvası yaparsın
irmikler pembeleşince
(Sen de pembeleşirsin)
irmikler tane tane olunca
(Sen de dağılırsın köşe bucağa)

Anlatacaklarını en rüküş kalbinle
Anlat Aylâ Abla
Ben de göğsüme kırmızı bir gül takarım.
Kaç zamandan beri saate bakıp bakıp
saçlarını tarıyorsun
Kaç zamandır şu hayata
bir oldu bitti gözüyle bakıyorsun.
Sanki aynalar sarkıyor
bu kış yine gözlerinden
Artık eve meyve de almıyorsun
Pembe kristal bir likör takımı gibi
Altı kadehinden birini hep boş tutuyorsun
Sen sanki bir denizin dibinde
bir balıkla öpüşüyorsun Aylâ Abla.
Hep bir mucizenin alt katında yaşıyorsun.
Keşke yağmura biraz daha yakın dursan
Kedilerin gıdılarına dokunsan
Keşke biraz illegal olsan Aylâ Abla.

Hayatıma kâkül kessem, cinayetler işlesem
bana yakışır mı Aylâ Abla?

Didem Madak
-Grapon Kâğıtları-

Bir Sıra Dil Balığı – Edip Cansever

edip-cansever-bir-sira-dil-baligi

Gündüzleri çırakları genelevlere dadanan dükkânların
Kalmak çuvalları üstünde
Ki değişmez bir çocuklukla kayılan, eski
O herkesin bizi çağırma mevsimlerinde
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bu tozları yeni alınmış sessizlikte
Bir çift uysal bıçaktır saplanmış gövdemize
Ağrısız, dingin, paslanır ayaklarımız

Sevişmeyi öneren o ilk çağ resimlerinde.

Fulyalar. Geceleri bardaklar, uzaklar yıkanırken
Bizim olmıyan evlerde
Girsek de bizim olmıyan barlarda, müzikhollerde
Çalgılı. Yol hazırlığı. O soğuk han kapılarındaki
Hiç konuşmıyan şöförler ve donmuş gazetelerde.

Ve umut kesilir de bir gün ölümle artık
En uzun mektuplardan birkaçı çekmecelerde.

Var mıydık? Belki… biraz
Bir sıra dil balığı kesiksiz eylemlerde.

Edip Cansever
1956
-Argos, 32 –

Gitanjali – Tagore

tagore-gitanjali-xviii

XVIII
Bulutlar, bulutlara katılıyor ve hava karardıkça kararıyor.
Ah, aşk! Niye izin veriyorsun, benim böyle dışarıda,
kapının önünde yapayalnız beklememe?

İşin gücün yoğun olduğu öğle saatlerinde
Ben de kalabalığın içinde oluyorum, fakat
Günün bu ıssız ve karanlık saatlerinde
Beraber olmayı istediğim yalnız sen oluyorsun,
umut ettiğim yalnızca sen.

Bana yüzünü göstermeyeceksen eğer,
Beni bütün bütün bir köşede bırakmak istiyorsan eğer,
Bilmiyorum, nasıl geçecek bu yağmurlu,
upuzun saatler.

Gökyüzünün ölgün ışığından gözümü ayırmıyorum;
Yüreğim, huzur nedir bilmeyen rüzgârla
aynı şarkıyı mırıldanarak dolaşıyor,
seni daha yoğun hissettiğim yerlerde.

Tagore
-Gitanjali-