SELİKA – Şeref Bilsel

seref-bilsel-selika

Kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
gittin niyetsiz bir şafakla söyleştin
ıslak pervazlarda gülüşün kaldı
yağmurdan önce saçların
ateşte kızarmış güllerin vardı

Sen susadıkça bir ceylan ölürdü apansız
dilek ağaçları sökülürdü yamaçlardan
kıyısında dinlendiğimiz zerdali
saraçlar çarşısında yakalanırdı
ruhunun ritmini sunarken kayışlara
ben boğulurdum sen susadıkça

Gözlerin ertelenmiş bir bahardı
rıhtımsız gemilerin süslendiği
sarı divanlarda yasaklar
açılmamış nevresimler ve muskaların vardı
durmadan yağmalanan bir şeydi akşamlar

Kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
usulca dağlara çektiler bizi
bilmediler, bilmesinler
hangi gülün kokusundan zehirlendiğimizi

Kime yenilmeliyim söylemiyor toprak
papatyaların kehanetinden yorgunum
yorgunum yüzüme defnedilen mahşerden
niyedir bilmiyorum ama
geceyarısı şeytan deresine vuran
ayışığına teslim ediyorum seni

İlk defa kendimi yenmekten dönüyorum
kendime gelirken senden gidiyorum
yüzün silinmiyor akşamlarımdan
ellerimde ayrılıkların esmerliği varken
sen de git selika git
kendini de götür giderken

Şeref Bilsel
-Sürgündeki Rüzgâr-

GECEYE DÜŞEN GÜL – Neşe Yaşın

nese-yasin-geceye-dusen-gul

Dokununca başlıyor mucize
tuşlarında gecenin
Küçük koyaklarında gövdenin
çırpınıyor sular
Gözlerimize düşüyor
kamaşan yıldızlar

İç içe bakıyoruz
geceye düşen güle
kavuşur gibi
bir çocukluk bahçesinde

Dansın atlıkarıncasında
dönüyoruz
Bulutları kucaklayan
iki melek

Ben gecenin yıldız yakıcısıyım
Kalp hırsızısın sen şehrin

Öyle bir mucize işte
Doğmuşuz gibi
dünyanın ilk sabahına
Daha önce yokmuşuz da
nehirler akmış gibi yatağımıza

Neşe Yaşın
-üşümüş kuşlar-