NAR ÜLKESİNE SON ŞİİRLER – Adnan Yücel

adnan-yucel-nar-ulkesine-son-siirler

-1-

Ölen sen değilsin
Ey tanrıları yaratan nar ülkesi
Şiir değil
Aşk değil ölen
Sahte sevgilerdir yalnızca
Dalgalarına karışıp giden
Denizler dolusu zamanın
Bir damlacık anında
Sahte sevinçlerdir
Ölüp de anılar çukuruna gömülen
Nice yıllar geçti aradan
Nice yasak çırpınışlar
Gözlerimi çoğaltan
Nice nar şenlikleri sende
Yasak bir yürüyüşe
Kortej olduğumuz yerlerde
Ve yepyeni bir dünyanın
Kıyısına sürgün gidişlerde
Hep yaprak yaprak açılan günler
Karışmış rüzgârlara
Savruluyor şimdi birer birer
Mezarlar üstünde açılan güllerde
Telörgü ve zincir kıskacında
Renklenip açılan karanfillerde
Hani tuallere sığmayıp da
Denizlere taşan renkler
Ve geceleri sabahlaştıran
O çılgın ay ışıkları
O büyülü sözcükler
Nice yıllar geçti aradan
Nice ölüp de yeniden dirilişler

-2-

Ölen sen değilsin biliyorum
Ey alevi koynunda koruyan kor ülkesi
Özlem değil
Kavuşmak değil ölen
Sen yine buyrukları köpükten
Mavi dinler yaratıyorsun tapınaklarında
Yine tarih dokuyorsun an be an
Ve damla damla
Aşk adına
Mor çiçekler büyütüyorsun kıyılarında
İşte gemilerin koruyucusu Athena
Paramparça sütunlu gözlerle bakıyor
Şimdi gemisiz ufuklara
İşte aysız gecelerin ölümsüz ışığı Apollon
Gözleri
Bir tutam ışığa hasret gömülmüş toprağa
Her şey bir sonu söylüyor sanki
Bir de sonsuzluğu gösteriyor
Ne sondadır oysa bu yürek
Ne sonsuzlukta
Açıkla şimdi bana
Ey coşkulara zincir kırdıran nar ülkesi
Açıkla
Sevgiyle öfkenin bıçak sırtı arasında
Nedir yolumu bekleyen
Bu kıran kırana boşlukta

-3-

Kırılan dalgalara söylenen şarkılar
Gözlerde türkülerle süzülen çığlıklar
Yok artık hiç biri yok
Düşleri kurulan ak bulutlar çoktan dağıldı
Bitti
Anılarda sallanan ve gittikçe silinen
Bir nakarat kaldı o büyük sevgiden
Birde sonsuzluğun ezgileriyle beslenen
Ve yaşlandıkça güzelleşen sen

O deniz ki
Hiçbir kıyıya köpük köpük sunulmamıştı
Uğrunda göller kurumuş
Ama nehirler boğulmamıştı
Toprak çatlamıştı belki sevgisizlikten
Çiçekler susamıştı
Ama yağmur yılmamış
Gökyüzü yorulmamıştı
O sevgi ki hiçbir şiire
Böyle sözcük sözcük konulmamıştı

Ölen sen değilsin biliyorum
Yalnızca içimdeki sende
Kıyılarına sığmayan o büyük sevgiden
Bir şeyler var kopup giden
Ve hiç geri gelmeyen
Duyulup sezilen
Ama bir türlü söylenemeyen
Bir şeyler
Ki durmadan kanıyor
Şu anda yaşamı yeniden güzellerken bile
Kuruyan pınarlarımın
İçten içe ve sessizce tükenişlerinde

-4-

Hani tarihin bitkinliğini gizleyen
O mavi dudaklı kız
Biliyorum sende doğurmuştu tanrısını
Senin
Hanımeli ve yosun kokan kollarında
Daha soğuk
Bir başka sende öldürdü damla damla
Sonra denizsiz
Ve nehirsiz bir kentte gömdü toprağa
O mavi dudaklı kız
Daha üç yaşında
Bir hiç uğruna kül ve yalnız

İşte yine iki tapınak arasında
Bir kaya başında
Hiç kimse yok gecenin sancısında
Yüzyılların uğultusundan başka
Bekliyorum
Bekliyorum da o çılgın ay ışığını
Bir türlü tutuşup yanmıyor sularda

Bir yıldız yağmurunda saçlarım
Tel tel ıpışık sarhoş
Yüreğimse hırçın mavi bir rüzgârda
Dalgalı bir parçan olmuş senin
Patlıyor kayalıklarda
Patlıyor dağılıyor
Sanki hiç yaşanmamış aşklarda

-5-

Ey gökyüzü ve deniz dibi çığlıklarını
Susturan gün
Her sonun koynunda bir sonsuzluğu
Deli taylar gibi koşturan gün
Bir fırtına daha bitiyor sabahın ağzında
Bir fırtına daha
Ölen bir aşkın hüznüyle geçip üstünden
Kayboluyor ufuklarda

Varsın ölüm olsun bu boşluğun adı
Sen aldırma
İşte ölü saray duvarlarında gelincikler
Sevinci çoktan çalmışlar ölümün koynundan
Ve köklerini çoktan salmışlar
Binlerce yıllık hüznün ıslak bağrına

Ölen sen değilsin
Ey renkleri çıldırtan mor ülkesi
Şiir değil
Aşk değil ölen
Gözlerimdeki güneşin önünde bir bulut
Ve içimdeki denizde
Bir dalgadır yalnızca geçip giden

Adnan Yücel
-rüzgârla bir-