ANNEMİN GÖZYAŞLARI – Suna Aras

suna-aras-annemin-gozyaslari

Cam içleri buzluydu gecenin gözleri koyu
annem laylay söylüyordu kundakta kardeşime
Laylayı ağıttı, laylayı hasretti, laylayı gözyaşları
İstanbul uzaktı çok uzak babam orada kalmıştı
Babam ölmüş dönmemişti bir daha
Babam çook… “Vefasızdı”.

Bu sözü dün duymuştum hıçkırıklar içinde
Kardeşimi sallarken konuştuğu mendille
Şöyle belli belirsiz yaralı yaslı annem
Bir laylay tutturmuştu kıvranan sözcüklerle
Görmüştüm daha önce tanıyordum mendili
Babamdan geri gelen elbisenin cebinde.

Karanlık bakıyordu camlardan içeriye
Annem yas giysisine sımsıkı sarınmıştı
Korkuyordum… Titriyordum… Sinmiştim
Laylaydan mı? Geceden mi? Annemden mi?
Bilemem…
Annemin gözleri çok kırmızıydı.

Bir ömrü gözyaşıyla yıkayıp tarayanlar
Nereden bilecekti gün geçtikçe güçlenen
Bir ateş yaktığını yüreğimin dibinde.

Aleviyle, közüyle, dumanıyla, külüyle
Saklandığım yerlere hâlâ sesleri gelen.

Suna Aras
-Kadınlar da Islık Çalar-

MAHZUN TARAFIM – Oktay Rifat

oktay-rifat-mahzun-tarafim

Benim mahzun bir tarafım vardır
Bakmayın neşeli olduğuma;
Sanki bir başkası içimde
Pişman dünyaya geldiğine.

Bağ bahçe, deniz kenarı,
Güzel manzara faydasız;
Ben hazdan bitiyorum
O daima neşesiz.

Alışamadım yıllardır
Bu ikinci varlığıma.
Bakmayın neşeli olduğuma
Benim mahzun bir tarafım vardır.

Oktay Rifat
1947
-bu dünya herkese güzel-

BİR KUMANDANA – Ingeborg Bachmann

Bir gün yaşlanmış ve körleşmiş halkların
onuru adına, yeniden girişildiğinde
o bilinen işe, sen,
bir suç ortaklığıyla, bizden olanlara
hizmet edeceksin, bildiğin için
sınırlarımızı kanla çizmeyi.
Önderliği, kitaplara geçmiş adının
gölgesi üstlenecek ve onun kanatlanmasıyla
göverecek defneden zafer taçları.

Bizim anlayışımıza gelince : kimseyi ne
kurban et kendinden önce, ne de Tanrıya yalvar.
(O hiç pay istedi mi ganimetlerinden?
Hiç eşlik etti mi umutlarında sana?)

Yalnızca şunu bilmelisin :
ne zaman ki, senden öncekilerin aksine,
kalkışmazsan kılıcınla, parçalanamaz
gökyüzünü parçalamaya, işte o zaman,
bir yaprak da sana düşer defne dalından
Ne zaman ki, dev bir kuşkuyla,
kendi talih kuşunu kovup atılırsın
ortaya, zaferden emin olabilirsin.

Çünkü bir zamanlarki galibiyetin
yalnızca talihinin senin yerine kazandığıydı,
gerçi eğilmişti düşmanın sancakları,
ganimetin olmuştu silâhlar
ve bir başkasının bahçesinde
yetişme meyvalar.

Ufkun hangi noktasında kesişirse,
talihin ve talihsizliğin yolları,
orada ver savaşını.
Nerede basarsa karanlık ve uyurlarsa
askerler, nerede sana ilençler yağdırıp,
uğrarlarsa senin ilençlerine,
işte orada davetiye çıkar ölüme.

Düşüp yuvarlanacaksın
dağlardan vadilere saçılacaksın, delicesine
akan sularla bereketli diplere, toprağın
tohumlarına, sonra altın madenlerine,
büyüklerin heykellerini döktükleri eriyiklere,
unutulmuşluğun derinliklerine, oradan
milyonlarca kulaç uzaklıktaki düş evrenlerine.
Ama en sonunda da ateşe.

O zaman,
Bir yaprakta sana düşer,
defne dalından.

Ingeborg Bachmann
-Toplu Şiirleri-

Çeviri : Ahmet Cemal

BAŞKALARININ – Murathan Mungan

murathan-mungan-baskalarinin

başkalarının aynaları
başkalarının labirentleri
başkalarının leoparları, parsları
başkalarının sırları
gizemleri, hummaları
kendi hayatlarında hiçbir sırrı olmayanların sır sır diye sayıkladıkları

kaldırın otuz sözcüğü sözlüklerinden, sayın geride kalanları
ah başkası olmayanların başkasız karanlığı!

Murathan Mungan
-Mürekkep Balığı-

EKSİK – Ali Lidar

ali-lidar-eksik

annemin eskise de atmaya kıyamayıp
tavan arasında kaldırdığı eşyalar gibiyim
tek farkla
onların yüzü hep güneşe dönük
benimse odam zemin katında

ben bunlardan daha evvel de bahsetmiştim hatırlarsınız
canım sıkılıyor demiştim çok sıkılıyor hatırlarsınız
vazgeçtim artık demiyorum, sıkılmıyor şimdi canım
acıyor

Oysa yeni bir oyuncak aldığım zaman bile
ev önü kedilerine keyifle göz kırptığım
anlarım vardı benim çok olmayan zamanlar evvel
yine yeni oyuncaklar alıyorum
ama hiçbir kediye göz kırpmıyorum!
ne zaman vahşi bir keyifle hamle yapacak olsam
içimin derinlerinden bir şey çekip canımı
yakıyor

Ali Lidar
-yolun başı-

Halil Cibran – Kum ve Köpükten…

halil-cibran

Bir insanı, onun hakkındaki bilgileriniz kadar
değerlendirebilirsiniz, yargılayabilirsiniz.
ama ne kadar da az,
insan hakkında bildikleriniz,
bunu hiç düşündünüz mü?

Halil Cibran

**

Derin olan ve yüksek olan
tek doğru üzerinde dibi ya da doruğu bulur;
sadece engin olan daireler çizer,
halkalar, helezonlar halinde dalga dalga…

Halil Cibran

**

Sırlarınızı rüzgâra saldıktan sonra,
onları hemen ağaçlara yetiştiriyor diye
dönüp rüzgârı suçlayamazsınız.

Halil Cibran

**

Hepimiz kutsal dağın
doruğuna ulaşmaya çalışıyoruz;
fakat geçmişi bir yol haritası değil de
bir rehber olarak gördükçe
uzadıkça uzayacak yolumuz.

Halil Cibran

 

Çeviri: Cahit Koytak

MELAHATANIM – Gülten Akın

gulten-akin-melahatanim

İçim gölet dipleri gibi kaynardı, doluksardım
ağlardım, uzak kentlerden dönerdiniz siz
mantarlı pabuçlarınız ipekler kokular
uçarken küçük bir kuş
öyle yan dallarınıza sezdirmeden konmuş
değsin diye bir sıcak bakışınız, kim bilir
için mi ağlardım

ölmek ah onu herkeslerden bekliyoruz
ama kim Melahatanım
teyze diyen size küçük birinin
okşamanın o özel bakışla bakmanın, belki sarılmanın
çıkarıp fotoğrafını bir kaf olmayandan bir kaf olmayana
uçup duran çarpıntılı kuşta kalabilir?

sizi ömrümce sevdim

Gülten Akın
-Sonra İşte Yaşlandım-