HAZ – Halil Cibran

mehecske

Sonra yılda bir kere şehre inen bir
münzevi
öne çıktı ve ” Bize Haz’dan söz et!” dedi.

“Haz bir özgürlük şarkısıdır,
özgürlüğün kendisi değil.

Arzularınızın tomurcuklanmasıdır,
onların meyvesi değil.

Sizi bir doruğa çağıran derinliktir;
derin olan değil, yüksek olan değil.

Çırpınan kanattır haz, bir kafeste,
gök değildir, gök değil, onunla
kucaklanan.

Gerçekte bir özgürlük şarkısıdır, haz,
Ve ben, kalplerinizin bütün neşesi ve
çoşkusuyla
söylemenizi isterdim onu;
Ama yine de, onu söylerken harcayıp
bitirmenizi
istemezdim bir seferde,
her biri özgürlük kadar değerli ve gerekli
başka her şeyi
ve her şeyle birlikte sevme yetinizi,
kalbinizin ferini.

İçinizde kimi gençler,
haz her şeymiş gibi
düşerler peşine onun
Ve onları yargılar, kınar, azarlar
başkaları.

Ben ne yargılamak isterim,
ne de kınamak,
Ama anlamak isterdim onları.
Çünkü araya araya hazzı bulurlar
ama sadece onu değil:

Yedi tanedir hazzın kız kardeşleri
Ve onların en güzeli daha güzeldir
hazdan.

Ot kök aramak için toprağı kazıpta
orada define bulan birini işitmediniz mi
hiç?

Ve içinizden kimi yaşlılar
sarhoşken işlenmiş hatalar gibi,
pişmanlıkla anarlar kimi hazları.

Ama pişmanlık belleğin
bulandırılmasıdır,
cezalandırılması değil.

Hazlarını minnetle anmalıdır böyleleri,
bir yaz hasadı kaldırmış gibi.
Fakat yine de, pişmanlık rahatlatıyorsa
onları bırakalım rahatlasınlar.

İçinizde, kendini ne haz arayacak
kadar genç,
ne de tattığı hazları hasretle anacak kadar
yaşlı
hissedenler vardır.
Bunlar, ihmal etmemek yahut
incitmemek için ruhu,
hazzı arama ve anma korkusuyla
ürkütüp kaçırırlar bütün hazları.

Fakat işte, bu işgüzarlıktadır, onların
hazzı da.
Ve titreyen elleriyle ot kök ararken
bazen define de bulurlar orada.

Fakat söyleyin bana, kimdir,
nedir ruhu taciz eden?
Bülbülün ötüşü bozar mı, dersiniz,
gecenin sükûnetini,
yahut ateşböceği bozar mı, dersiniz,
yıldızların parıltısını?

Aleviniz ya da dumanınız yük olur mu
dersiniz,
rüzgârın sırtına?

Yoksa siz, bir çomakla
bulandırabileceğiniz
durgun, dingin bir havuz olduğunu mu
düşünüyorsunuz, ruhun?

Kendi hazlarınızı inkâr etmekle,
arzuyu depolamaktan başka bir şey
yapmış olmazsınız çok defa
varlığınızın diplerinde,
kuytuluklarında.

Bugün gözden uzaklaştırılmış
gözüken şey,
Kim bilir, yarını bekliyordur belki de,
ortaya çıkmak için.

Bedeniniz bile mirastan kendisine
düşen payı,
haklı, yerinde arzuları, şehvetleri
bilir ve aldanmaz.

Ve bedeniniz, ruhunuzun elindeki arptır.
Artık size kalmış, ondan harika bir ezgi
çıkarmak
ya da kakofoni.

İçinizden soruyor olmalısınız,
‘Peki, haz konusunda iyi olanı
iyi olmayandan nasıl ayıracağız?’

Ben derim ki, tarlanıza gidin,
bahçenize gidin,
orada, arının peşinde koştuğu hazzın
çiçekteki balı toplamak olduğunu
göreceksiniz.

Ve yine, balını arıya sunmanın da,
çiçeğin hazzı olduğunu göreceksiniz.

Çünkü çiçek bir hayat kaynağıdır
arı için;
Çünkü arı bir aşk mesajıdır, aşk ilanıdır,
çiçek için;
Çünkü, haz vermek ve haz almak,
arı ve çiçek, her ikisi içinde bir ihtiyaçtır,
bir sarhoşluk ve erinç…

Ey Orphalese halkı, ben derim ki size,
arınınki ve çiçeğinki gibi olsun
sizin de hazlarınız.”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytak