AKBABA – Furuğ Ferruhzad

FURUĞ FERRUHZAD AKBABA

tepemde bir akbaba
hırsla ölmemi bekliyor
ben ise düşünüyorum
nasıl bir tuzak kurayım ki
bana yaklaşsın da
onu vurayım

soluk almak için
oturmaya kalksam
işte yıkıldı diye
saldırıyor yüzüme
onu vurmak için
anlayınca fırsat beklediğimi
hızla dönüyor gökyüzüne

kuşaktan kuşağa
onca insanlar öldü,
yem olarak şu ihtiyar akbabaya
deneyimlerim sesleniyor ki
bitimindeyiz zamanın
yaklaşan bir sonu var
ya senin, ya ihtiyar akbabanın

bu cadı, bu kocamış
leş yiyenin yazgısı, sana bağlı
başaramazsan eğer
sıran geldi demektir

tepemde bir akbaba
hırsla bekliyor ölmemi
vay eğer
fırsatı ben kaçırırsam

Furuğ Ferruhzad
-Dünya Şiir Antolojisi II-

Çeviri: M.Babek

ÇÜNKÜ ANNEM – Gonca Özmen

GONCA ÖZMEN ÇÜNKÜ ANNEM

Çünkü annem bir yorgun zorunluluk
Yüzünde içi çiçekli eski kutu duruşu
Neydi unuttuğu mutfağa girip çıkarken
Dalgınca boyayıp duruyordu kirli göğü

– Annem yelkovanın bıkkın dönüşü

Tek katlı evlerde mululuklar aradı. Yok.
Çok çocuklu evlerde cıvıltılar istedi. Yok.
Çukur yerlerinde geçmişin titreyişi
Toz suretinde yapışmış anılar duvara

– Annem bir tekerlemeydi odalarda

Geçkin yazlarla soldu ahşap düşleri
Eski bir telaşın dinmez sancısıyla
Ağlardı annem gülmek gibi dururken
Küçülür incelirdi aya baktıkça

-Annem bir balkıyan göl gülümsemesi

Bir kuşun uçuverişi gibi kolay ölümler çağı
Rahat yataklarda dikeni batar gecenin
Örterken annem yıllanmış perdesini
Babam bir ünlemdi akşamla uzayan

– Annem ki deltaların yazılmamış tarihi

Gonca Özmen
-belki sessiz-

Görsel: Emine Tokmakkaya

Yeryüzünde Yitirdiğim Bir Yağmur İzi – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR  YERYÜZÜNDE YİTİRDİĞİM BİR YAĞMUR İZİ

“diriyiz. yeryüzüne bırakılmış bir iz.
yağmurun vuruşkan sesi: kuşdiliyle bir öykü.
yağmurun kırılgan sesi: teni yanık toprak.
karşılıklı gülüşür geçer gideriz.

çentikliyiz. nasıl da aldatılmış. anlaşılmaz
yeryüzündeki yaşımız. kimden düştük?
kimin izi… bir unutuşun başlangıcı mı?
yoksa bir anımsayışın kemendi mi?

gövdeyiz. yarılınca görülür içimiz.
görmediniz mi? ustaca hazırlanmış bir yitiriliş.
özünde dilsizlik olan şu yağmur neden susar?”

toprağa düşen damla!
sakın taşma
ve ömrümüzü sorma:

“zaten yalanımız kadar ömrümüz”

Tuğrul Asi Balkar
-Vazgeçmeler Ustası-

Görüntünün olası içeriği: bitki, doğa ve açık hava

NEVROTİKLER – Cahit Koytak

CAHİT KOYTAK NEVROTİKLER

yamaçlardaki taşlı tarlalar
ayrılmıştır onlara
onlar da sitem olsun diye
kemiklerinin ucuyla
sürerler toprağı

sabanlarını öyle kahırla
hayata daldırır
ve öyle derinlere
saklarlar ki tohumlarını
ekin ekin olmaktan çıkar
şiddetle
sanat olur

nice hasatsız güzlerden
yoksul kışlardan sonra
çünkü uç verir onların da
ödenmemiş gücenmişlikleri

ve bazen de dehanın
burçlarına tırmanır
sarılıp yalnızlığın dikenli
ince sütunlarına

Cahit Koytak
1999
-yoksulların ve şairlerin kitabı-

HER ŞEYİN UZAKLAŞTIĞI SAAT – Ahmet Muhip Dıranas

AHMET MUHİP DIRANAS HER ŞEYİN UZAKLAŞTIĞI SAAT

Kanı çekiliyor evlerin,
Eriyip dökülüyor damlar;

Şimdi rüya görür damlarda
Soluk, uzun yüzlü adamlar.

Bir kanat yumuşaklığıyla
Göklerden indi mi akşamlar,

Sonsuzlaşan yollara dalmış
Tasalı gözler olur camlar;

Bekler camların arkasında
Soluk, uzun yüzlü adamlar.

Ahmet Muhip Dıranas
-Şiirler-