NEHİR – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ NEHİR

Karanlığın kara ayazında üşümüş bir serçe misali düşmek isterdim ömrümün yoluna… Münzevi bir kar tanesinin çığlığı aydınlatırdı geceyi… Orada, pervazına yalnızlığın tünediği pencerenin karşısında duran evin ışıkları yanardı. Bir kadın saçlarını tarardı, bir adam saçlarını tarayan kadının saçlarına tarak olurdu, bir çocuk çocukluğunu o kadının taradığı saçları arasına saklardı.

Ruhumu saklardım bir kar tanesinin bembeyaz tenhalığına…

Yaşı, bir nehrin yaşında çocuktum.

Hayatım, bu nehrin üzerinde bir köprü olarak duruyordu. Hayatları, yüreklerinden yaşlı adamlar o köprü üzerinden nehre dinamit atıyorlardı. Balıklar, yıllar misali her dinamitin patlayışında nehrin yüzüne vuruyordu.

Herkes kendi payına düşen hayata dinamit atıyordu.

Benim hayatımsa dinamit yemiş balık olarak nehrin dibinde…

Bu yüzden uçurumlarla arkadaş kalamadım. Dağlar kardeşim, denizler yoldaşım olmadı. Vadilerin sûreti düşmedi ömür aynama. Ovaların gölgesi uzak durdu hayatımdan…

Yaşı, bir uçurumun yaşında çocuktum.

Çok kar yağmıştı. Anneler ve halalar üşümüştü. Babalar ve amcalar üşümüştü. Teyzeler ve dayılarda üşümüştü.

Çocuklar ve çocukluğum çok üşümüştü.

Dünya, savaşın eşiğinde durmuştu. Birazdan bombalar yağacaktı çocukların üzerine… Füzeler atılacak, kar kana boyanacaktı.

Umut umutsuzluğa, sevinç nefrete, aşk hüsrana boyanacaktı.

Dünya, savaşın eşiğinde; ben bir kalenin suru üzerinde durmuştum. Bir adım daha atsam, kucağındayım uçurumun…

Bu yüzden yüksekten bakmayı beceremedim.
Korktum.

Korkumla arkadaş oldum bu yüzden… Bu yüzden hâlâ saklamaktayım bir barış fidesini kar tanesinin bembeyaz tenhalığında…

Kalbim, bu yüzden mi hâlâ tenha kinden ve nefretten?

Bu kar ışığının aydınlattığı gecede şimdi, yuvası dağıtılmış bir serçe olarak durmaktayım ömrümün penceresinde… Pencerenin pervazında ihanet ettiğim ve ihanetine uğradığım kadınların sûreti…

Ay ışığıyla aydınlanan odasında saçlarını taramakta olan çocukluk sevgilim… Bense onun sûretini aramaktayım kaç yaşından beri…

Bir de kendimi…

Ve hayatım, ömrümü seyrettiğim bir nehir olarak akmakta hayatımdan… Nehirler ve uçurum da yok sayılırsa ömrümden…

Sahi, kaç yaşında bir çocuğum ben şimdi…

Refik Durbaş
-bağışla ziyanımı-

ÇÖPTEN ADAM – Oya Uysal

OYA UYSAL ÇÖPTEN ADAM

Sararmış bir resimden uzanan mektepli bir kızın narin eli,
omuzları düşmüş yılların ağaran saçlarını okşadı.

Durdum ve düşündüm;
ceplerinde taşlarla nasıl girilir ruhun derin ırmağına
masada beklerken harfler.
Ve harflere sözü geçen şair de olsan, yırtıp
kaleme alamıyorsun yaşanmışı baştan.

Sessiz vedasız ayrılıklar, ardından bakmadıklarım.
İşte kalbin günbatımı sevgilim, aralık bir kapı aramızda
ne sen bir adım atıyorsun içeri, ne ben aşıp eşiği
çıkıyorum dışarı
oynayan ve seyredenin aynı olduğu tek kişilik sahnede
hayatın yüzüne kapandı kapanacakken son perde.

Her şeyi görüp bilip de mazlumu değil zulmedeni gözeten
yere göğe hükmeden yaratan.
-İşte karanlık gecende yalnızız, karşılıklı. Neden,
diyecektim ki, sustum.
Boşunaydı…

Herkes mi terk edip gitti beni, ben mi bırakamadım doğrularımı
camın buğusuna çizdiğim çöpten adam da, baktım
sabaha gitmiş, yoktu.

Sararmış bir resimden uzanan mektepli bir kızın narin eli,
omuzları düşmüş yılların ağaran saçlarını okşadı.

Oya Uysal
-Varlık D. Temmuz’16

KIYIDAKİ İHTİYAR – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET KIYIDAKİ İHTİYAR                      balaton-tavasz-vizpart

Derin dağlar kat kat sıralanmıştı
çamlık iniyordu denize kadar
kıyıda iriyarı bir ihtiyar
çakıllara sırtüstü uzanmıştı

ve bu oldun güneşli Eylül günü
uzak haberi batmış gemilerin
poyraz yeli mavi masmavi serin
okşuyordu ihtiyarın yüzünü

ve karnının üstündeydi elleri
iki yengeç gibi inatçı yorgun
zamandan kuvvetli bir yolculuğun
sert kabuklu merhametsiz zaferi

ve gözkapakları tuzlu kırışık
kapanıvermişlerdi yumuşacık
bu karanlıkta altın pırıltılar
dinliyordu uğultuyu ihtiyar

denizi uzun dişli balıkları
ve tanyerlerinin alevlerini
dipte çiçek açan kayalıkları
ağları ve balıkçı evlerini

ama belki de bulutlara yakın
çamların tepesiydi uğuldayan
biliyordu başı döner adamın
onlara aşağıdan baktığı zaman

derin dağlar kat kat sıralanmıştı
çamlık iniyordu denize kadar
kıyıda iriyarı bir ihtiyar
çakıllara sırtüstü uzanmıştı

Nazım Hikmet
24 Eylül,1958

AMAÇSIZ BİR GEZGİN – Metin Altıok

METİN ALTIOK AMAÇSIZ BİR GEZGİN  by Jan Harmans

Çıplak bir at, uzak, dizginsiz.
O kuytu ve sıcak ev uzak;
Uzak göğüme, denizlerime.
Haydut bir gecedir bağlayan ellerimden,
Beni bu atın yelelerine.

Bir yenilginin geniş, barbar göğünde
Başımı usulca önüme eğdiğim,
Atımı ürküten hey şeydin.
Ne iyiydin;
Kemikli sırtıma paltom gibiydin.

Böyle garip bencileyin,
Böyle yayan yapıldak,
Yani amaçsız bir gezgin.
Geldiğim şu dağlar boyuydu,
Yüzünüz kadar ırak gittiğim.

Metin Altıok
-Bir Gezginin Şiirleri-

Görsel: Jan Harmans