Amália Rodrigues – Prece

Prayer

Perhaps I’ll die on the beach
Surrounded in a perfidious bath
Of all the foam on the beach
Like a shepherd faints
In the midst of his flock.

Perhaps I’ll die on the street
And finding me suddenly
On a cold and moonless night
Among the rocks on the street
Trodden by everyone.

Perhaps I’ll die between bars
In the middle of a prison
Because the world beyond the bars
Will forget the longing
That gnawed at my heart.

Perhaps I’ll die in bed
Where a death is natural
Hands crossed over my chest
From God’s hands I accept all
As long as I die in Portugal.

Aşkı Bekletmeyelim – Barış Çelimli

BARIŞ ÇELİMLİ AŞKI BEKLETMEYELİM

Kirpiğinin ucuyla dokun yüzüme
Geceme şavkısın iri gözlerin
Saçların ırmak olsun tenimin telaşına
Alnın bir köprü gibi
Dudaklarımı geçirsin
Yüzünün bu yanından öbür yanına

Sesini serp bir türkünün tenine
Kalbimin çölleri ormana dönsün

Hangi omzuna dokunsa
Öbürü sıladır parmaklarıma
Bir kentten diğerine geçiyor gibi
Ellerim yürüsün boynuna doğru

Bu gece yoksulluğu düşünmeyelim
Hürriyet sevdası biraz dinlensin
Savaşa her zaman karşıyız ama
Aşk bugün var yarın yok
Bekletmeyelim

Barış Çelimli
-Kırlangıç Üşümesi-

ÇİÇEK OKULU – Rabindranath Tagore

TAGORE ÇİÇEK OKULU  california

Fırtınanın topladığı bulutlar
gökyüzünü kaplayıp da
haziran sağanakları başladığında
nemli rüzgâr
fundalığın üzerinden
hızla geçerek
bambu ağaçlarının arasında
gayda körüğünü
şişirmeye başlar.

İşte o zaman,
nereden çıktığı bilinmeyen
çiçek sürüleri, çiçek orduları
otların üzerinde coşkuyla
ansızın dansa koyulurlar.

Ben çiçeklerin cidden
yer altı okuluna
gittiklerini düşünüyorum, anne,
ne dersin buna?

Bu dans derslerini
kapalı kapıların ardında
yapıyorlar;

ve eğer paydostan önce
oyun için dışarı çıkmak isterlerse,
sınıfın köşesinde
tek ayak üstüne
durdurtuyor onları öğretmenleri.

Yağmurlar başlayınca
onların tatilleri de başlıyor.

Ağaçların dalları
birbirine giriyor ormanda,
yaprakları savuruyor hırçın rüzgâr;
Rüzgârın topladığı bulutlar
dev ellerini şaklatıyorlar
sağa, sola, ileri, geri.

Seğirtip duruyorlar
pembe, sarı ve beyaz
elbiseler içinde yavru çiçekler.

Onların evlerinin
gökyüzünde,
yıldızların olduğu yerde
olduğunu biliyor musun, anne?

Oraya varmak için
ne kadar istekli olduklarını
görmedin mi hiç?
Niçin bu kadar acele ettiklerini
bilmiyor musun, peki?

Kolarını kime doğru
kaldırdıklarını,
kuşkusuz
tahmin edebiliyorum ben;
onların da anneleri var
benimki gibi.

Rabindranath Tagore
-Ayın Bitmeyen Çocukluğu-

TATLI ZAMAN – Ahmet Muhip Dıranas

AHMET MUHİP DIRANAS TATLI ZAMAN

Tatlı zaman! ne uzaklara kaçmışsın.
Sanki bütün kadehlerimi içmişsin.

Beni bir pencerede koyup akşama
Zevki bol bir başka sofraya geçmişsin.

Son aydınlığınla yorgun gözlerime
Yangın gibi bir de gökyüzü seçmişsin.

Bir rüzgâr, ağaç ve su kargaşasına
Kapatamadığım bir kapı açmışsın.

Kısaca, bu altüst, bu ıssız bahçeden
Tatlı zaman! derken nasıl da uçmuşsun.

Ahmet Muhip Dıranas
-Bu Köyün Bir Garip Kişisi-

GÜNEŞ BULUTUN ÖNÜNE … – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER GÜNEŞ  BULUTUN ÖNÜNE

Güneş bulutun önüne ne zaman geçer
Güneş bulutun önüne ne zaman geçer
Yeter ki geceyi sürüklesin kuşlar
Soluğun alnıma kursun beşiğini
Kirpiklerinden kopup gelen ninni
Yeter ki akıtsın şafağını gözlerime
Güneş bulutun önüne her zaman geçer

Dalganın sesi akasyaya karışır
Orman mı deniz olur, deniz mi orman
Her yandan fışkıran eğreltiotlarında
Sarar sarmalar bizi aşkın akıntıları
Yapraklar kıyısına vurur sevdanın
Kumsala gümüş kelebekler yığar
Güneş bulutun önüne o zaman geçer

Güneş bulutun önüne her zaman geçer
Yeter ki diriliğini korusun yağmur
Dağın eteğini pınarla delsin
Sesin başaklarını biçsin sevginin
Yeter ki toprağın üstüne çıksın çiçek
Tohumunu tutkuyla fırlatsın içimize
Güneş bulutun önüne her zaman geçer

Ülkü Tamer
-bir adın yolculuktu-

menüet – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL  MENUET

günün ortasında yakılan ışık
gecenin serzenişi
dağılan müzik
rüzgârın peşisıra, bak!
koştuğun yerdeki
ayak izleri
uçuşmada hâlâ

bir değirmen
uzakta
rüzgâr olmasa da
çeviren
kollarını

dev dalgalar
görmüşlüğüm vardır
dev yalıyarlarda eriyen
ağlarken susuşu bir kadının
öyledir,
iki gözyaşı donar kalır
tam göğüs uçlarına inen yolda

müzik ansızın biter ve nasılsa
içindeki dans sürer hâlâ

Tuğrul Tanyol
-gelecek günlerin şarabı-