UZUN BİR AĞUSTOS KEDERİ – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ UZUN BİR AĞUSTOS KEDERİ

Ey, yağmurlara vurgun yüzüm
Yaşlı güvertesi denizlerin
Üşüyor ruhum kayıp liman nicedir

Ne garip şey ayrılık
Mesela ölüm
Aşktan büyük sayarsa kendini
Ölüm avuçlarımda bir Ağustos gecesidir

Şairlere inanma
Bir onlar söyler rüzgâr olduğunu şiirin
Ve her damlada dirildiğini acıların

Gölgesiz güneş ve kaygıyız hayat
Belki yok aslında
Yok, belki hiçbir mevsim
Hani şu çok bildiğin

Aşk
İki insan arasında yeniden tanınmasıdır gerçeğin
Atom bombası ve intihara karşı
Evet aşk
Yapacağım her şeysin.

Evet
Öleceğiz bir gün yağmurları unutarak
Ve dünyaya atılmış nice kırık sesleri
Ama o sevda dediğin
İkimizden önce ve sonra var edemiyorsa bizi
Bir heykelin gözyaşlarıyız

Yağmursuz toprak
Mavisiz gök
Ve nedensiz hayat
Sonra, uzun bir Ağustos kederi.

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

neyin gecesi – Şeref Bilsel

ŞEREF BİLSEL NEYİN GECESİ

Şimdi bunca ses birikti aramızda
senin kıyılarına vuran güneş
bende kışlıyor gün ortasında
şarkılar siliyor sende toplanan akşamları
dünya bir daha dönmeyecek biliyoruz
ses yoğrulmayacak söz olmaya

Ben geçtim o büyülü sulardan
elleriyle köpürttüğü akşamın
camları küskün, pervazları tenha
evlerin bir sessiz değirmen olduğu
ben geçtim o yanık tuğlalardan
kar içinde, alıngan, sabaha karşı
kadınların er niyetine avlularda
doğrulduğu.

Sen geçtin mi sana gelen hülyâdan
mektupların harf harf terlediği
gözleri batkın, sesi kırgın
gençlerin dövüşerek çiçeklendiği
sen geçtin mi uyku tutmaz bayırlardan
aşk içinde, kıpkızıl, akşama doğru
yorgunların ses altında boğulduğu
dünya denen lügâttan

Bunca kül bekledi aramızda
şimdi yakınlar bekleyecek

Biz burada, bu yangında ne arıyoruz
neyin gecesidir bu yakamıza yapışan
ya gözlerimiz
gözlerimize bakmaya kim gelecek?

Şeref Bilsel
-Dünyanın Külü-

SENİN İÇİN EY DEMOKRASİ – Walt Whitman

WALT WHITMAN SENİN İÇİN EY DEMOKRASİ

Gel, bu toprakları çözülmez bir bütün yapacağım,
Bugüne dek güneşin aydınlattığı insan soylarının en büyüğünü yaratacağım,
Aşkıyla dostların,
Ömür boyunca süren aşkıyla dostların.

Dostluğu dikeceğim, ağaçlar gibi sık, Amerika’nın bütün ırmakları boyunca, bütün büyük göllerin kıyılarına,
büütn otlaklara,
Kolları birbiriin boynunda, ayrılmaz kenler kuracağım
Aşkıyla dostların,
Erkekçe aşkıyla dostların.

Senin için yazdım bunları ey Demokrasi, sana hizmet için kadınım!
Senin için, senin için söylüyorum bu şarkıları.

Walt Whitman
-Çimen Yaprakları-
Çeviri: Memet Fuat

BEŞİNCİ MEVSİM – Ahmet Ümit

AHMET ÜMİT BEŞİNCİ MEVSİM

Uyuduğunu sanmıştım,
tasasız bir çocuk gibiydin,
başın öne eğilmiş,
parmakların çözülüvermişti;
gün değil yüzündeki çizgiler sinmişti odaya,
duvar saati konuşmuyordu artık
kararmıştı fotoğrafların yüzü,
vazodaki su diri, çiçekler ölüydü.
Dışarıda hep aynı keder,
yapraklar üşüyordu sokakta,
odamızda akşam oluyordu,
süveteri örttüm omuzlarına.

Ahmet Ümit
-Sokağın Zulası-

“Bilirim Deppoyları” – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN BİLİRİM DEPPOYLARI

Güz-geceye yönelmiş bir saati güzün.
Gözleri bulutlara takılı.
İskele nerdeyse uzaklaştı vapurdan,
Bir martı bakışların içinden süzülüp
Bir başka martıya değiyor.

Sular mı, hava mı ormandan boşalan?
Dokunsan, gözleri çiçekdürbünü;
Yürüsen, bitmeyen bir mağara karanlık.
Yosun basamaklı uzak kuleden
Belirsiz adımlarla iniyor gece.

Sözleri çalgısız bir şölenin artığı.
Bir yerde bir tavşan, ürkek –
Bir avcının duyulmayan türküsü.
Sevinse, üç el silah atsa havaya…
Susuyor – paslı bir tabanca öfkesi.

Şimdi yollar toz çamur arada
Taraçanın altında at kestaneleri.
Güz – mektupsuz, habersiz günleri güzün,
Barış askerleri talimden yorgun.
Nerde bu köhne gecenin kundakçıları?

Cevat Çapan
-Dön Güvercin Dön-

ESENLİK SİZE – Ahmet Muhip Dıranas

AHMET MUHİP DIRANAS ESENLİK SİZE

O gün bu gün size özendim
Her yerde; hava, toprak, deniz.
Bir serüvendi; gökteyseniz
Çıktım, yok, yerdeyseniz indim.

İlkin, size içkiyi tattırdım:
Ömür boyunca sarhoşsunuz;
Ne açsınız artık ne susuz.
Sizsiz ben de susuz kalırdım.

Size geceyi de öğrettim
Onda düşlerle çoğaldınız;
Yaşantıda yorgun ve yalnız
Değilsiniz; sizi ürettim.

Biterdi belki bir uykuyla
Her şey, ve tadından ötürü.
Gördünüz ki bundan ileri
Bir şey var çağıran tutkuyla.

Çağırdım, çağırdım, çağırdım
Bir böcek gibi titriyerek.
Koştunuz tükeninceyedek
Ha bir adım, daha bir adım…

Sizi ölümle perçinledim
Bana…ve sımsıkı ve sıcak;
Üşürdünüz ah, çırılçıplak
Ölüm döşeğinde; önledim.

Size yani günahı sundum;
Öptünüz ve güzelleştiniz.
Çirkindiniz ilkin, tek ve pis.
Irmak oldunuz; sizde yundum.

Şimdi olay, hep ya hiç gibi,
Vardan ve yoktan özge bir şey,
Sevgiden de öte bir düzey;
Olmak ya da olmamak belki.

Ahmet Muhip Dıranas
-Selâm-