III. SAINT-ANTOINE’IN SEVİŞME VAKTİ – İlhan Berk

İLHAN BERK SAINT ANTOINE IN SEVİŞME VAKTİ

Bu gökyüzü
Her gün böyle değildir Saint-Antoine’in üstünde
Belli sevişme vakti
İşte pencereler ilk kollarını açtı
Karıncalar yuvalarından çıktı
Yosunlar uyandı
Gerildikçe gerildi gökyüzü
Dikiş diken kız penceresinde ilk kez mutlu
Denize bakan evler kahveler ilk kez mutlu
Hiç korkmamalı artık Lambodis
Eleni hiç korkmamalı
Bütün güvercinler havalandı kimse korku nedir bilmiyecek
Herşeyin uyandığı bir saatte
Aşk başlayacak
Herşey duracak
Bir kızın elleri elbisesine uzanmışken duracak
Saint-Antoine ilk sandukasından çıkıp deniz kıyısı bir yere gidecek
Onunla tüm sandukalar, evliya resimleri, İsa’nın kendisi
arkasından gelecek
Herşey yerini aşka bırakacak
Sandalya aşka
Pencere aşka
Saint-Antoine’in tavanı bir başka tavana doğru yürüyecek
Kapı bir başka kapıya doğru
Hiçbir şey küçüleyim demiyecek
Daha bir büyüdüğünü göreceğiz gökyüzünün
Daha bir mavi denizi
Gözlerden gözlere bir esmerlik halinde o aşk gidecek
En güzel şarkılarla şimdi İstanbul’a gelen o
Şimdi herhangi bir yerde kızın elleri ağzı onun için büyüyor
Bir çocuk annesinin memesini onun için bırakmıyor
Saint-Antoine’in güvercinleri
Onun için havada
Şiirde bu düzen kaygusu onun için
Bu gökyüzünün başka anlamı olamaz.

İlhan Berk
-Galile Denizi-

ODA – İlhan Berk

İLHAN BERK ODA (C) Cemal Çakan

Evin doğası sessizliktir.
Odalar, sofalar, merdivenler,döşemeler sessizlik eğirir.

SESSİZLİK İSTER EV.

Ev keçiyolları yumağıdır. Bu keçiyolları besler onu.
Böyle bir sessizlik, sınırsızlık saçar.

Her şey de bu sessizliği dolu dolu yaşar.
(Evde paylaşılan tek şey de budur.)

Odadır ev.

Bir ada
(Kendi halinde)
Bir içe çağrı
Kapalılığa, yalnızlığa övgü.

Ama biz bir evi görürüz hep.
Oysa ev seyircidir.
Gezinir, yokmuş gibi yaşar.
Açar kapar kapıları.
Evde her şey birbiri için vardır
(Kapalılık bunu gerektirir.)
Oda yalnız kendisi için yaşar.
Her durumda düşe çekilir ev.
Oda hep uyanıktır.
Her şeyi konuşur oda.
Her şeyin de bir anlamı vardır.
(Hiçbir şey anlamdan kurtulamaz)

İnsan bir adadır.

Oda: Bir dünya.

İlhan Berk
-Bir Yeryüzü Tanığı-

KİTABE – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ KİTABE

Sayısız hamd ve minnet bir avuç toprağı
can ışığıyla süsleyen halka yaraşır. Çeliğin
bedenindeki ateşi üfleyen, suyun pamuğunu dokuyan,
kömürü karanlıkta avlayan odur. Zulmü kahrıyla boğup
şafağın kandilini yalnız o yakar.

Acı ve hüzünle yazılmıştır tarihi

Hıyanetin okları ulaşmaz alınyazısına.
Dağlarda zemheriyi, denizlerden rızk ve eceli,
uzun gurbetlerden bereketi çalandır o. Onun
ellerinde yumuşar sonsuz göklerin ve kudretli
çağlayanların ölümsüz mermeri.

Kıyım ve hicranla yazılmıştır tarihi

Alınterinden başka azığı yoktur, sadaka
kabul etmez. Ama hükümranıdır zamanın boyun
eğse de sabaha, kölesi olsa da akşamın. Tevekkül
ve acıyı kendine, kendini kadere bağışlar diye bilinir
taş baskısı hüzünlerde.

Zulüm ve isyanla yazılmıştır tarihi

Bir gün düşkünlük tandırında kordur
yüreği, bir gün atlas sofralarda katığı çürümüş somun.
Can süzülmüş diye bilinir hasretinden, gurbet
sılasına karışsa da, söz çalınmıştır ağzından.
Sessizliğiyle sarsar cihanın bedenini.

Sevda ve kaderle yazılmıştır tarihi

Toprağın harcındadır,
suyun rahminde
ateşin soluğunda.
Yıldızla da konuşur,
bulutla, rüzgârla da.
Bin ölür yüz bin dirilir
Rahmeti tükenmez

Umut ve sevgiyle yazılmıştır tarihi

Emeğin, onurun, inancın hazinesi onun
mülkündedir; yalnız odur aşkın, acının
ve sevginin sultanı

Refik Durbaş
-Seçme Şiirler-

(c) Yalçın Gökçebağ

Tek İçimlik Güfte – William Butler Yeats

60

Şarap ağızdan girer bedene
Ve aşk gözlerden yüreğe;
Budur gerçek adına bildiklerimizin hepsi
Yaşlanıp ölmeden önce
Kaldırdım bardağı ağzıma doğru
Sana baktım ve çektim aşkı içime

William Butler Yeats
-Dünya Şiirinden Portreler-

Çeviri: Aydın Meriç

SESLENİŞLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SESLENİŞLER IV A

IV
A

(Yıllardır öyle daralmıştı ki kalbim)

Gönlünün gönlüme değdiği yerden
açıldı o sihirli patika…

(Durmadan
şehirle huysuzlaşmış
bir açıklık aramıştım,
bir renk zambaklardan,
budak vermemiş bir dal,
bir yaprak ki
rüzgârdan başka kıpırtısı olmasın,
yosunları
serin ve kaygan bir kaynak yamaçlarda)

Gönlünün gönlüme değdiği yerden
geçitler, meşaleler yol verdi bana…

Günleri
bir çocuk gibi
sevinçle karşılıyordum artık;
fundalıklara çıkıyor,
aşktan esinleniyor,
taşlarla, gölgesiz
resimler çiziyordum
kaya başlarına

Gönlün gönlüme değmişti ve
gülüşünü sürüyordum köşe bucak her yerde:
betona atılırken,
tanışırken ayaklanışla,
gerilen bileklerin altında
arkadaşlarla
çarpıntılar taşırken;
sezişte, incelişte, hünerde… kısacası:
hayata yaraşır
çarpıntının bulunduğu her yerde

Gönlün gönlümle kaynaştı ki, artık sen
inanç ve
mertlik meydanında koşuyordun benimle

Nihat Behram
– Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-