GÜNEŞ TUTKULU DAVETKÂR Kİ – Atilla Birkiye

GÜNEŞ TUTKULU DAVETKÂR Kİ - Atilla Birkiye

I
güneş tutkulu davetkâr ki
dört yana baktım merakla
gökkuşağı düşmüş boğaza
salacak eski âşık üsküdara

II
güneş tutkulu davetkâr ki
beşiktaş kapıkomşu saraya
kınalı samimiyetiyle ortada
çamlıcalar ağbi kuzguncuğa

III
güneş tutkulu davetkâr ki
uludağ imkânsız çok uzakta
çarpılınca kalakaldım telâşla
çıplak kadın bacağı dorukta

IV
güneş tutkulu davetkâr ki
aşılmaz çekimiyle sakladığı
gamzenin kuytuluğu olmalı
gülünce bursanın zamanları

Atilla Birkiye
2012
-yokluğuna başkaldırı aşk- …. Koza Han/Bursa

 

rüzgârın azabı- Betül Tarıman

 

BETÜL TARIMAN RÜZGARIN AZABI

ben rüzgârın azabıyla
hatıralara ilmeklenen
aklımın aldığıyla
alamadığı arasında
bir sökük
terzi var gibi orada
sabaha ulandım

koştuğum bu
son şarkı dedim
başa sarar mı
intiharla yaşam arasında
bir tasvir
okyanus var gibi orada
ıssız ovaya salındım

seçildim tesadüfün
üzerime yığdığı tüfle
duymakla bir sesi bahtiyar
çocukluğu kötü geçmiş
yazla kış arasında
bir cinnet var gibi orada
endişeye kapıldım

zor olanı seçtim
uçurum uzun sürecek gibi
teslim oldum tamahkâr
hissettiğimle
hissetmediğim arasında
bir ünlem var gibi orada
söze sarıldım

gördüm bunu
içine doğduğum rüyayı
ve hatırladım
gülle diken arasında
bir yara sis varmış gibi orada
kuytuma çağrıldım

Betül Tarıman
-rüzgârın azabı-

 

AKŞAM – Ahmet Hamdi Tanpınar

AHMET HAMDİ TANPINAR AKŞAM

Siyah, dağınık bir bulut
Karşı sırtın üzerinde
Birden değişti ve yakut
Bir kuş gerindi derinde.

Sihirli aksi çok uzak
Ve kanlı bir maceranın;
Can verdi kanat çırparak
Mavi gölünde akşamın.

Son çığlığıdır şüphesiz
Şimdi camlarda tutuşan,
Biraz sonra tek bir yıldız,
Ülker veya Kervankıran,

Gelip yüzecek yeniden
Tenha Boğaz sularında
Külçelenen, kenetlenen
Işıkların arasında

Ahmet Hamdi Tanpınar
-Bütün Şiirleri-

 

Yorgundum Yoktum… – Turgut Uyar

TURGUT UYAR YORGUNDUM YOKTUM

Yorgundum yoktum inip çıkardım denizlerde sabahlara göre
değil siz gelenedeğin
Güçsüzdüm isteksizdim kötülüklerle ölümle adamlarla güçsüzdüm savaşmaya
O kırallara benzerdim ki uyruğu dağılmış utancında acısında yenilmenin
Ülkesi basılmış atları öldürülmüş kadınları büyük özlemli çocuk yapmaya

Siz osunuz ki sizi ancak cayılmaz en yerinde sözler biçimler anlatır
İlk çağların bakır kuşakları gibi sağlam savaşlar gibi önünde durulmaz delici
Ozanların kadınlarına bulup söyledikleri o katıksız özdenlik yüzyıllardır
Tükenmiş tahtlara denizleri üfleyen ipekten aşk ölümünden kandan inci

Yıldızım benim, kaybolmuş gecelerimi sizin usta elleriniz buluyor
Kırlardan büyüyen çimenlerden çocuklardan bir gülden ayrı düşünemiyorum sizi
Dünyada bir sizin baktığınız taylar büyüyor bir sizin uyuduğunuzda sabah oluyor

Kızışmış kayalarda ısırganlarda eskitiyor çağları güneş ışıtıp ışıtıp eski denizi
Bir gün bu güzel sizden bu benden ateş kalmayınca ayak sesi kalmayınca
Size yazdığım şiirlerde duyacaklar gözlerinizi kapayıp gülümsediğinizi

Turgut Uyar
-Dünyanın En Güzel Arabistanı-

 

Nerdesin? – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ NERDESİN

Yağmurlarda da gördüm seni
Yere düşmüş bulutların içinden çıkıp gelişini
Napoli istasyonunda mor bir rüzgâra benziyordun
Gelip çarpan otomobilimin camlarına

Köln’de bir kırtasiyecide kâğıtlar ararken
Dışarıda yağmur taneleri el ele dans ediyorlardı
Şehirden uzak bir ormanda gibi
Islandık ılık saçakların altında

Güneşle birlikte açardı gülümseyişin
Hangi kentteysek, oranın kuleleri eğilirdi seni görmeye
Köprülerin taştan kolları boynuna dolanır
Irmak kıyıları ot yataklar sererdi altına

Güneşi görünce saçılırdı yaprakların
Gülsuyu da olur, gelincik şerbeti de
Bir şişeye konabilsin yeter ki
Yeniden göğe uçmadan

Ben seni ne çok yerde gördüm
Ama hep yağmurlar ve güneş altında
Deli yağmurlar, deli güneş
Deli sen, deli ben.

Turgay Fişekçi
Sözcükler D. Eylül’13

Kurbağanın Serenadı – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ KURBAĞANIN SERENADI
Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında,
Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa,
Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa…

Istırap, ses haline gelmiş yaygarasında:
Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman,
Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan.

Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık;
Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık?
Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?

Acaba ne umuyor böyle gevezelikte?
Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte,
Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını?

O da bilir bunların neticesizliğini,
O da senin karşında duydu acizliğini,
O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!

Madem ayak ucunda bir kurbağa vaklıyor,
Karanlık şimdi bütün cürümleri saklıyor;
Onu çiğne sevgilim! Onu çiğne sevgilim!

Sabahattin Ali
1928
-Bütün Şiirleri-