Mart İçin Hoyrat – Onat Kutlar

gelin canlar

ONAT KUTLAR MART İÇİN HOYRAT

Tanrı bilir ne zaman döner avcılar
Kör Süleyman gece gündüz sayıklar
Çadırı yıkılsın da bozulsun bağı
Kan izlerini sildi götürdü acı kırağı
Dolandım durdum uzun yollarda yalınız

Severim gözünü şu halime bak
Yaramı saran gümüş telli kavak

Döner durur göğün dibinde bir yabana
Kartal mı desem peşinde bir alıcı kuş
Hakkâri Oramar yaylası Van gölü Muş
Genç ömrüm bir kürt kilimiydi geçti gitti
İnsan yüreği pas tutar derdi babam rahmetli
Başında bir solgun poşu ayağında çarpana

Gözünü severim bir haber salsana
Yüreğimden uçan gümüş telli turna

Uyudum uyandım bir uzun gece
Ay karanlık devir puşt hava dumanlı
Sırtımda bir hançer söğüt yaprağı
Düşte gördüm dökülmüş odamın beyaz
Kireci bahar gelmeden geçip gitmiş yaz
Kimse sormaz aç mıyım susuz mu halim nice

Gözünü severim sen böyle kiraz
Ağacından doğan gümüş telli saz

Kar üstüne açmış yaz delisiydi
Erken öttü gönlümün çapar horozu
Korkarım silerler defterden bizi
Götürür ayrılığa bir tahtadan at

View original post 30 kelime daha

Göç – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT GÖÇ

Gök mademki ötelerde, diyordu, odur bizi el ele veren,
avuçlarda başlayıp bir denizde kaybolan geceleri,
fesleğen yaprağını koparıp sapından, ovarken iki parmakla,
yüklemeli develere gündüzü,
bir yanında sundurmalar, ev içleri, tülbentler, yazmalar,
merdiven başları, gıcırdayan kapılar,
güneşi ve komşunun bahçesini yansıtan pencere camı,
rafta işleyen çoban saatin mutfakta yaydığı
kâseler, sahanlar, bakraç, bakırı çıkmış isli tencere,
birbirine değince göçü kaldıran çıngırağı yaldızlı bardakların,
öbür yanında tek servi avluda, yalnız servi, taşlar, sıcak taşlar,
damlar, duvar dipleri, kesik kulaklı köpekler,
Türkmen obası gibi gökyüzüne doğru gitmeli,
ardında yaşanmış Zaman’ın sıcaklığı
ve fesleğen yaprağından kalan koku.

Oktay Rifat
-Bir Aşka Vuran Güneş-