ada – Engin Turgut

ENGİN TURGUT ADA

Umutsuzluğumu besleyen kim? Gözlerini kırpıştırarak bakan afili kadın kim? Yırtılır zarı dünyanın. Yüzmesini unutan filinta rüya, çık git artık aklımdan. Doğru yok! Gerçek düşman geçmişe akan bir koro değil de nedir? Ah, hep söylerim köpük bir hayattan zıplatıldığımı.

Durun ! O tepeden tırnağa korku. O dehşetle acıkan gül çocuğu. Çiçeksiz bir dağdan fırlayan yeryüzü. Ya beyazbir ışığın önünde koşacaksın ya da incecik günlere çakal sesleri bırakacaksın. İnsanlardan kaçacaksın, insana kavuşmak için. Ey canı sıkılan Havva, devlerin gücünü cüceler yer.

Çekip gitmiştik yeminlerimizden. Bir çocuğun yüzü kadardık. Annemiz, babamız, denizimiz, ormanımız kalmamıştı. Felçli bir yalnızlığı öptük. Dağlara döndük, öylece öldük!

Bir sokağa bakar gibi baktım sana. Seni içime soksam düzelecekti arzularımız. Suçsuzluğumuz iyileşecekti. Hüzün değildi azarlayan bizi. Kendine ait bir gecenin canını üzdük. Sonsuz bir sabırdı intihar. Bir peyzaj gibi örtündük. Çocukluğumu gecelere sarın, ona verin.

Bir akarsu özlemi kaldı bana. Çıldırmış kasırga tadında kalakaldım. Yüzümün yarısı deniz, öbür yarısını düşürdüm. Uçarak öldüm!

Kasıklarımdan ağzıma kadar istedim seni. Susayıp attım ağzımı. Nasıl anlatmalı, Tanrısı olmayan uçsuz bir adasın. Adaların içinde bir ada. O adada bir oda. O odada bir din. İşte o din sendin.

Kırılsa da hüzün, uzasa da boynu aynaların, bu yağmur yatıştırır bizi. Göğün gölgesine kaldırdım en konuşkan sızımı. Topladım pembe korkularımı, lunapark yastığımdan. Ey, rüzgâr gibi savrulan su! Ey, kuşüzümü kadın. Hangi sonsuzluğa sığdın ki sen!

Gecenin en düğün yerinde sana ağaç, bana dağ devrildi.

Engin Turgut
-küs-

 

gidecek yerimiz yok – Şeref Bilsel

ŞEREF BİLSEL BAŞKA GİDECEK YERİMİZ YOK DİCLE ORHAN KÖSE

Adamlarını topla! dönüyoruz
bir ağaçla yatmış gibi kör
çığlık içinde ömrümüz

Dilimi yuttum, ağzımda
dicle kokan bir ırmak sesi
çok çiçeksiz kıyılarım
yağmur yağacakmış hafta sonu
ve değişik şeyler… ne fayda!
adamlarını topla!
geri dönüyoruz sevgili neşe
tanıdığın sulardan, dağlardan
helallik al, gelmesin peşinden
yanık mektuplar
ölmeyi göze alamayan dünyaya gelemez
işte bu yüzden
yaşayan kimse yok ortalıkta

Adımlarını topla
gidecek yerimiz yok kalbimizden başka

Şeref Bilsel
– Sürgündeki Rüzgâr-

(c) Orhan Köse … Dicle…

 

MORSALKIM – Birhan Keskin

gelin canlar

Gel çekirdeğe gidelim
Kışı duydu gözlerim.

Çıkmadım çünkü hiç. Uzanmadım. Sarmadım.
Toprağın gevşek karnında,
vaktin sarmalında döndüm,
döndüm. Döndümmm ve
zamanın aynasında yapraklarımı gördüm.
Çıkmasam bile duvarın dibi gölge,
Ve baygındı kokum gölgede.

Gel çekirdeğe gidelim
Armut uyudu bahçede.

Vakit geniştir, vakit geniştir
Söyledim kaç kere!
Sarmak için bahçeyi bir köşeden bir köşeye
morsalkımlarla, yarısı öğle güneşinde
yarısı gölge.

Morsalkımım: kokuna yandığım
Morsalkımım, hey!
hey, yankım!
Gel çekirdeğe gidelim.

Birhan Keskin
-Kim Bağışlayacak Beni-

View original post

Hatunumun Gözleri Elâdır Da… – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET HATUNUMUN GÖZLERİ ELADIR

Hatunumun gözleri elâdır da
içinde hâreler var yeşil yeşil :
altın varak üstüne yeşil yeşil meneviş.
Kardeşlerim, bu ne biçim iş,
şu dokuz yıldır eli elime değmeden,
ben burda ihtiyarladım,
o orda.

Kalın, beyaz boynu kırışan kızım,
imkânsızdır ihtiyarlamamız bizim,
etin gevşemesine bir başka tâbir gerek,
zira ki ihtiyarlamak :
kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek.

Nazım Hikmet
1947
-Yatar Bursa Kalesinde-

 

Böyle Rüzgârlar – Gonca Özmen

GONCA ÖZMEN BÖYLE RÜZGARLAR
Böyle şeyler oluyor işte böyle rüzgârlar
Bu güz balkonu beni çağırıyor

Neyi dağıtıyor elin akşamda
Ben saçlarımı topluyorum ırmakları da

Sonra gidip bir şiirin önünde soyunuyorum
Bir çocuğu öpüyorum adı sevişmek oluyor

Her şey bizden ayrı
Her şey biz varken yan yana oluyor

Bu oluşa biraz keder ekliyorum

Ellerinde bir ağaç
Ellerinde telaşlı bir ağaca bakıyorum

Sen oturup şeftali yiyorsun
Otlar diyorum yürüyor görmüyorsun

Sıkıntılı bir yağmur geçiyor pencerelerden
Kendime sesleniyorum ses vermiyor

Ah sevgilim aramızda bir iğne
Beni sana dikiyor

Gonca Özmen
-belki sessiz-

 

“GÖREN KÂLP MAĞAZASI” – Haydar Ergülen

ZİYA MISIRLI 2

Ziya Mısırlı’ya

“Haklı olarak benzetmişler insanlar
denizi kadına
bir anda değişebilen bu iki ummanın
bilmem ki neden doyulmuyor tadına?”
(Ziya Mısırlı)*

Gören Kâlp Mağazası vaktiyle
bir şiir telgrafhanesi gibi çalışmış belli
Ziya Bey’in gönül gözüyle yazıp
elleriyle d / okuduğu şu dizelerle
“Gurbetin sayfalarında resim gibiyim”
“Gecemde güneş doğuyor, gündüzümde yıldızlar”
“Cesaret vermeli hatıralar insana”

Açık bir mektup gibi ne pul
ne zarf istiyor Ziya Bey’in gören kalbi

Haydar Ergülen
-zarf-

*Şair Ziya Mısır’lı, 1926 yılında Çaycuma’da doğdu. Mehmet Çelikel Lisesi’ndeki öğrenimi sırasında geçirdiği bir kaza sonucunda gözlerini yitirdi. Yaşamında oluşan bu büyük karanlığı aşmak için müzik ve edebiyat çalışmalarına başladı….