BİR YAZ ÖLÜMÜNE HAZIRLIK – Ergin Günçe

ergin günçe

G i r i ş

Saçlarına kiraz miraz tak, zalim olma
Hippi olma, aklın eşşeğine bin
Duygunun güvercinlerini kuşat
Sevginin köçeğini oyna
Tambur mambur çal
Bak, hele Yaz günleri
Daha dün gebe kalmış
Bir kız olarak başlıyor bu Yıl da

Ölüm üstüne uzman şiirler, Kırmızı bir Gülüm var
çünkü yüzümün suluboyasından
Vurulmuş çocuklar damlar

Kendi yerimde olsam çıkar sokağı dolaşırım
Yeni yağmış karların acı sıcaklığında
Hippi olmam, günlerim sayılıdır
Ne de olsa Kimlik Kâğıdımda
“Bir yaz ölümüne hazırlan!” diye yazılıdır
“Ekmek vesikası verildi”
“Memur ailesidir”
“Bahtiyar oğlu, İslâm, Melihadan doğma”
Sıkıyönetimde duruşmaya çağrılmaktadır
Bulunursam bana da bir telefon edin
İnsan dalgın hayvandır
Nerdedir hiç belli olmaz

B i r i n c i K e s i m

Şu uzun ömrümdür eşkenar üçgenimdir
Yamuk çizilmiş biraz teğetler geçilmiştir
Kendime göre bıyıklarım Pir Sultan Abdal
Çileden çileye uzanan bir çizgi, bir alandır

En güzeli İsa’dır geometrilerin
Bir Yaz Ölümünü tanımlayan yüzüyle
Ayakları, elleri, kolları ve saçıyla
En güzeli o’dur
Ve Çaprazdır herzaman

Ben de artık büyüdüm otuz üçe dayandım
İsterim paranın üstüne resimleri boyansın
Bir yaz ölümüne hazırlanan tayfamın

Her sıkıya karşı şiir direnecektir
Uyaklı, gür sesli, kekeme, ürkek
Her yönetime karşı başkaldırır aslında
Elemlerin sanatı, Gencölenlerin

Sinan bize şöyle söyler, söylemiştir belki de
“Annem beni bir yaz ölümüne
“Çiçekler gibi hazırlamıştır
“O bizi okullara havuzlara gönderdi
“Emeğin koca kafalı bilgilerine
“Güvercinliğine suların ve taze
“Ben tâ dağlara kadar yükseldim
“Orda beni vurdular ve ben hiç ağlamadım”

Hayat denilen kavgada
Çocuk adımlarla yürüyoruz
Biz bir karanlık yolun sonunda
Bir Yaz Ölümüyle aydınlanmıştık

İ k i n c i K e s i m

Yüreğim… ki vardır peşin olarak ve aklımın ustası
Her türlü kavgada umudumun ustası
Tâ beşe kadar saydığım Pazar günü başladı
Bu soru sorma kafa tutma yangını
“Kim, neden, nerde kaç para kazanacaktı?”
“Kimlerin semerini kimler yüklenecekti?”

Baktım ki Alfabemde bile hesaplarım var
Çarşıları, Bankaları, Buğdayı ve Demiriyle
Gümrükleri, Suvarileri, Gemileri
navlun ve kereste
ve Kapital yalnızdır işte bunu yazmışım

Çocuklara saygısız ülkeleri, sevgili öğretmenim
Coğrafyadan atmakta şimdi sıra
Tarih çocuklara yer göstermeli

İlk gün: Karanlık zemheri ayları
İkinci: Yağmurlu, paltosuz, karlı
Üç, namuslu kitapların öğütülüşü
Dört ve beş, Davran arkadaş yüreğim
Suları ateşleri ucuca ekleyelim
Bereketin davulunda sonra sıra

Savrulsun
Arpalar gümüş çavdarlar başaklar üzre
Dünyayı bizlere öğreten Güneş

S o n u ç

Saçlarına kiraz miraz tak, yılgın olma
Bak, birtakım düşünceler birtakım duygularla geliyor
Her Ölüm bir noktadır, satırbaşı yap
Tambur çalarak geliyor gene
Baruttan örülmüş bir Ağıt
Çelik, Yaz gibi parlak Çelik

Memesi pörsümüş kızlar gibi gidiyor
Heybesinde büsbütün Yaz Ölüleri
Gitmesi de bir şey değil iz bırakıyor
Daha yola çıkmadan önce
Eşşeğine binmeden önce
Islığını çalmadan önce

-Oğlum Ergin!
-Buyur Usta!
-Korkma sakın!
-Yok Usta!
-Bak şu yana!
-Baktım usta!
-Yaz geliyor…

Ergin Günçe / 1972
-Türkiye Kadar Bir Çiçek-

Ben… – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ BEN

“Neyi anlatabilir ki insan, büyük bir utanç duymaksızın?”
der Elias Canneti. Olup biten her şeydeki gizli payımıza
göndermesi olan bu sözün pervası kalbinde halkalanırken,
kendinden nasıl söz eder insan? Yazarak bu “utancı”
işlemiyor muyuz yıllardır? Yalnız yazarak mı? Üstelik durmadan
konuşuyoruz. Sözü, hiç olmazsa bir mahcubiyetle
perdeleyerek, biraz uzaktan, kısaca şunlar söylenebilir (mi)
hakkımda; madem yazmak, “haremini ele güne açmak”
(Necatigil), birkaç cümleyle biz de açalım: Dünyayı ve kendini
şiirler anlamaya çalışan birisi. Dili, emeği, kültürü, kimliği,
sevgisi, düşleri ve gerçeği ile küçük düşürülmüş kim varsa
onunla küçük düşen bir insan sevgisi, özgürlük bilinci.
Yalnızlıkla kalabalık arasında çaresiz bir sarkaç. Yazarken
bencil, yaşarken herkese bölünmüş “çağdışı” bir sorumluluk.
Başkalarının eksiği ile eksik. Sevmek arzusu ve pişmanlığı.
Şiirin dışındaki her şeyde dünyanın en sabırsız insanı.
Hâlâ değil, öldükten sonra da solcu. İnceliğin gücüne devrim kadar
inanmış bir saygı. Kimseyi tedirgin etmeyeyim diye herkesi
tedirgin eden, ” bir ayakkabı çivisi gibi kendine batan” (Cansever) bir adam.

Şükrü Erbaş/Uçuruma Atılan Harfler
-Çekilme Suları-

 

Seni Düşündüğüm Türkü – Afşar Timuçin

AFŞAR TİMUÇİN SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ
Benim bin canla sevip bin özlemle andığım
Bari gölgeni bırak bana
Su çiçeklerinin en güzel yanı budur
Giderken gölgelerini verirler suya
Güz akşamları dal kıpırdamazken
Suda halkalanan gözleridir
Sen de gölgeni bırak bana

Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim
Güzelliğini burada ince ince aratma
Bir kıyıya bir gün inen fırtına
Gibi birdenbire bir şeyler bırak
Bir şeyleri soğut bir şeyleri yak
Dağıt bir şeyleri bir şeyleri kur
Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma

Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim
Sonsuza uzanan sevinç güzele vurgun tasa
En az bin yılda arayıp bulduğum
Bana aşk şiirleri yazdırma artık
Beni burada gölgen gibi bırakma

Afşar Timuçin
-Savaşçı Türküleri-

Islak Gül – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR ISLAK GÜL

Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları
Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra
Alır götürür beni kokun uzaklara en uzaklara
Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları

Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saçlarımdan
Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum
Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum
Ölürüm çekersen ellerini avuçlarımdan

Dönsün başım tutuşsun damarlarımda kanım
Gel otur yanıbaşıma erişilmez kadınım
Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini

Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini
Sana en muhtaç olduğum şu anda gel
Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 2-

HAZİRAN – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN HAZİRAN

Aşktır, yırtıldı yırtılacak bir anı gibi
eski sesli haziranın tam ortasından,
tam duyuldu duyulacak derken yalnızlığın
sesi aşktır, açılır bir şiirin her yerinde:
-Yalnızlık kokuyorsun demiştir bir de
şunu: Bir anıya bir başka anıdan ne
kalır, elbet aşkın ortasında haziran kalır!
Bir yazı bile şurda-burda birlikte
tamamlamadan henüz, bir yaz daha
çıkarma telaşından sakın! Ne haziran
kalır geriye ne adamla kadın!
Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle
dayanıklı kılan iyiliğine, aşkın
ve haziranın trenini kaçırma, ocakta
ateşçisi ol ve öv onu, hızlı geçen
şubatta yavaşlığına bak kırların, martta
makas değiştir, istasyonda bekleyen çocuğu
benim için öp, o senin çocukluğun!
Mayısı havalandır, sonrası hazirandır…

Hazirandır, yalnızlık gibi aşkın ortasındadır.

Haydar Ergülen
-40 Şiir ve Bir…/nar-