Kuzeyde Akşam – Ferruh Tunç

FERRUH TUNÇ KUZEYDE AKŞAM

Bir kralın akşamı;
– Despot
Bir papazın akşamı;
– Tutucu
Bir tefecinin akşamı;
– Kurnaz
Bir yatırımcının akşamı;
– Hesapçı
Bir orospunun akşamı;
– İçtenliksiz
Bir gezginin akşamı;
– Avare
Bir işçinin akşamı;
– Yorgun

Karanlığın gözü bir türlü yalvaran dilenciyi görmüyor.

Ferruh Tunç
– Sözcükler D. Kasım-Aralık’14-

ben var ya…- Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI BEN NERDE MİYİM       (C) Christine Ellger

nerede miyim
kuşların sevincinde arıların bal peteğinde
size biraz ağız tadı biraz da kurutulmuş
incirle badem arası ipince yoğrulan pestilde
ağzınıza yakın dilinize uzak şuracıkta
ıslak ağaçları öpen serinlikte benim gölgem

sular dökünsem aksa hemen ince bir sızı
içimden, buna alın yazısı diyemem
koruyor sessizliğini her şey aşk tılsımı içinde
güneşin ve ayın rengini getirsem yıldızlar
bir şey diyemez, işte ben hep o gökyüzünde…

yani burada yanınızda uzağınızda bazen avluda
yook… yok… orada değil toza bulanmış rafta
okunmamış kitap, yazılmamış mektupta gözyaşıyım
: gecenin yüzüne kapkara bir ırmak gibi akarım
beni dünyada yanına vardığım yalnızlığınız üzer

kalbini kırarım camın geçer, sır tutmaz ayna
inanır buna, çocukluğum burada Goethe ve Schiller
Almanya’da, ne kadar uğraşsak da gelemiyoruz
bir araya, savruluyoruz söz etmeden uzağa, size
göre yakına aha şuracığa
taşın üstüne oturan ben nerede miyim

sizin sevgi dolu yüreğinizde, belki de hiçbir yerde…

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

 

(C) Christine Ellger

Nergis – Can Dündar

CAN DÜNDAR NERGİS

“Neyi arıyorsan sen osun,” der Mevlânâ…
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan âşık… Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi
içdünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.
Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü…
Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir.
Fotoğraflarını yan yana koyun sevdiklerinizin ve
dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size…
Aşk denilen kaleydoskobun merceğine gözünüzü dayadığınızda, binbir camın rengârenk ışıklar saçarak döndüğünü ve her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça…
Aşklarınız hülasanızdır.
Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın, farklı ruh halinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, içindeki renkli cam parçalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz…
Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin ısınız…
Hâlâ bir sevdiceğiniz yoksa, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır…

***
Aşk, narsizmdir.
Kendimiziz her aşkta arayıp durduğumuz, peşinde olduğumuz…
Bir omza sığınmanın şefkatinde de, bir göğsü dişlemenin şehvetinde de kendimize açılan kapılar var.
Sevda, çevrildikçe içimizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.

***
Narcissus’u bilirsiniz:
Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya doyamazmış kendine… Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran… Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü… Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya…
Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için onu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş.
Narcissus, nergis olmuş.

***
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize…
Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içindeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi “Bahar getirdim sana,” deyin, baharın elinizde olduğunu unutmadan…
Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin!
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin…

Can Dündar
-Yârim Haziran-

ö l d ü r ü l d ü ğ ü m ü z g e c e – küçük İskender

KÜÇÜK İSKENDER ÖLDÜRÜLDÜĞÜMÜZ GECE

Gerisin geriye çekilirken yorulan el
gibi bir şey dokunup geçti bana
Gözlerimi iyice kısıp dikkatle baktığımda
Yolun sonuna, hani o dağın dönülüp kaybolunduğu yere
Epek yüksekten var gücüyle eğilip toprağa değen ağaçların ardına
Koskocaman adamlar gördüm sanki şimdilik misafirdiler
Yaşadıkça hayata karışan zift, pislik ve kirdiler

Yeni yola, genç ağaçlara doğru attım gövdemi
Gövdem tonlarca çelik, çöp, öfke gürültüsü
Epey yüksekten var gücümle eğilip değmeye çalıştım ben de oraya
Yolun sonuna, hani o dağın dönülüp kaybolunduğu yere
Gözlerimi iyice kısıp dikkatle baktığımda
Ağızları kan ve kırmızı şarap içinde çocuklar da gördüm
Onlar da eğilmiş ölülerini yıkıyorlardı düşledikleri ırmakta

Çömeldim oturdum yanlarına gülümsediler belki
Suyu kokladıktan sonra içen hayvanları sevdiğimizi hatırladık
Zaman zaman fesefeyle alaya kalkışmanın mahcubiyetini
Böyle bir hatırayla tamamlandı o gece katliam

küçük İskender
-Sözcükler D. Kasım – Aralık’14-