Archive | Mayıs 2012

Ayrılık – Şükrü Erbaş

Ihlamurları bıraktım. Gökyüzü yapraklarını. Bir kenti gölge masalına çeviren atkestanelerini. Alnımda üç sıra kirpik yarası, üç perçem mührü. Ağzım soğumuş arzu. Caddeleri bir dua gibi okuyan kalabalığı… geceyi özgürlüğe çeviren tutkuyu bıraktım. Bir çocuğun tırnaklarında kurumuş kan, kendimi sevdiğim suç. Kırmızı odalar bitti. Gövdem eşyalar sarkacı. Beyaz zamanlara geldim. Kardeşlerimin gelecek sesine çevirdiği sokakları bıraktım. Kaç kez kalbimden doğurduğum ölülerimi.Göğsümde cümlesi dağılmış sözler. Kim yalnızlığı yürürse beni yürürdü. Büyüdüğüm yılları bıraktım.

Ey sabah sevinçleri, akşam kederleri… ey yaseminlerin sessiz görkemi. Unutmaktan koruyun beni. Yaşama bilginize geldim.

Şükrü Erbaş
-Bir Çınlama Boşlukta-

Seni Beklerim – Turgay Fişekçi

Pazar günleri beklerim seni
Öğleye dek uyumuşsundur
Ayçiçeği gözlerini açtığında belki görmek ister beni

Pazartesileri seni beklerim
belki işe gitmemişsindir
canın bir film izlemek ister
çayı demler beklerim

Salıları seni beklerim
sanayide çalışan çocukların haftasonunu beklemesi gibi

Çarşambaları seni beklerim
büyük bir kemin yirmi dört saat açık gözleri gibi

Perşembeleri seni beklerim
bir annenin evlat yolu gözleyen gözleri olur gözlerim

Cumaları yorulmuşsundur
belki beni görmek seni rahatlatır

Cumartesileri beklerim seni
çocuklar beklerken öğretmenliğini.
*
Sabahları seni beklerim
elinde iki simide kahvaltıya gelişini

Akşamları seni beklerim
günün yanaklarından boynuna inişini

Geceyarıları seni beklerim
yolda kaldım, gel beni al deyişini

Karlı günlerde beklerim ayaklarını ısıtan bakışlarımla
botlarının bağlarını uzun uzun çözüşünü izlemeyi

Yağmurlu günlerde
saçlarından ışık damlalarının süzülüşünü

Güneşli günlerde
meyvaların olgunlaşma sabrıyla beklerim.

Hindistan’ dan gelen uçaklarda beklerim seni
Amerika’ dan gelenlerde
İskelelerde seni beklerim
Dolmuş duraklarında seni

Ebrularında yayılırken hayatın sonsuz damarları
Küçük bir leke olabileyim diye günlerinde
Sonlanmaz bir bekleyişle,
İlk beklediğim gün gibi
Hiç beklememişim gibi beklerim seni.

Turgay Fişekçi

Sesinin Kuşları Susunca – Ahmet Telli

Öyle yorgun düşmüşüm ki
acının mavzerini taşımaktan
bulanık sular basıyor birden
bütün mevzilerimi
sonra çöle kesiyor içim

Bu alaturka şarkılarda
fena kanırtıyor bazen
anıların ve acıların kabuğunu
gagalıyor kanatırcasına yarayı
susamış bir kerkenez

Sesimin pınarı kuruyor
susunca sesinin kuşları
Uzayıp giden bir bozkır
kesiliyor dudaklarım
kavruluyor yalım yalım

Sesini ver bana dilinle
Su verir gibi yaralı bir hayvana
sesinin bütün gözelerini
çevir dudaklarımın bozkırına
yoksa dilim dilim edecek acılar beni

Acının her gözeneğinden
hüznün ilmiklerini geçirip
dokudum şiirin kilimini
şimdi nakışlamak istiyorum
yanlızlığın dört duvarına sesini

Ahmet Telli

-Hüznün İsyan Olur-

Sana Ne Söylesem Ömrüm – Ahmet Uysal

Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Sen ki şiirler düşürürdün
Uzun uğultularla akan sulara
Toprağın tuzu, taşın izi olurdun

Ayışığı toplardın güllerden
Gecenin ürpertisinden çocukluğumuza
Kırgın kadınlarımıza yazılarda
Oradan oraya savurduğumuz
Sarılan sarılan yalnızlığa

Şimdi nasıl koysam yerine
Kırılan dalı, örselenen çiçeği
Okşasam usulca, öpsem öpsem
Bulutlarla düşlesem, kuşlarla düşünsem,
Şiirle sağaltsam sayrı yüreğimi

Sana ne söylesem ömrüm sana
Sen ki gümüş pullar düşürürdün
Bulanık karanlığına hüznümüzün
Yeniden yeniden kazanırdık umudu
Unutulurdu yenilgi, susardı ölüm

Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Toparlan, kanınla katıl haydi
Kalan ömrünle, kanayan yanınla
Bir yoğunluğa koy günlerini

Ahmet Uysal

Zamanın Yarasında – Ahmet Uysal

meğer zaman seni de
saklıyormuş ağzında

o mavi çiçek, her yıl yeniden
açan yüzünmüş senin

bilmediğim uzak şehirlerde,
sözgelimi bingöl’de bir hayal

gibi dağılıp giden göller,
gözlerin, ellerin, dudaklarınmış

ben artık oğulotlarına ot
diyemem, benzedikleri sürece sana

rüzgârı öpen adam imgesiyle
yaşamak yetmez o büyük yalnızlığı

ey zaman, beni de sakla
ipek ağzına yüzyılın

Ahmet Uysal

Yürek Çekimi – Reha Yünlüel

yüreğim (s)ağır bugün:
hafızasını kaybetmiş, arterler!
atar, toplar olmuş
toplar, atar!
yüreğim (b)ağır bugün:
bir el bombasının
pimine sarılmış eli
engelleyen el gibi
yüreğim (ç)ağır bugün:
sakin,
sessiz,
dağınık
yüreğim ağır bugün:
kanunsuz çalan müziğinde çekiminin,
bir göle düşen taşın hafifliğinde
sevişiyor düşüşüyle

yüreğim yürek bugün

Reha Yünlüel