Tag Archive: Şükrü ERBAŞ


Pervane – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ PERVANE

Sana yazıyorum ya, deniz benden önce
başlıyor beklemeye. Siyah bir uykudan
binlerce rüya kıpkırmızı uyanıyor.
Sonra akşamlara dek köpük, sis uğultu…
uzaklıktan büyük resimler çiziyor kumlara
su. Senden yana düşüyor dağın gölgesi.
Mum çiçekleri gözlerinden salıyor kokusunu.
Yollar iyi haberler gibi uzuyor kısalıyor.
Senin yerine cümleler kuruyorum kendime.
Sonra aralayıp her bir harfini, yaşlı bir hevesle
sevinçler okuyorum. Yalnızlık öyle cesur,
öyle korkak ki… Bir hayal karınca kirpiklerinin
sabahına yürüyor. Zaman avuçlarının içinde.
Açıyorum, insan olmanın sonsuzluğu;
kapıyorum, ölüm dünya olup geliyor üstüme.
Sana yazıyorum ya, içimde umutsuz bir güzellik.
Her şeye yeniden inanıyorum.

Ben bir ay pervanesiyim. Kanatlarım dünya,
sözlerim sevgi. Kendime masallar anlatıyorum.

Sükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ AĞIR AKŞAM
Benim ablam
Sular taş kesildi.

Akşam oluyor bir yandan
Bir yandan eşiklerin sabah tomurcuğu.

Kolay buluyor kalbimi
Gülümsediğim herkes.

Ben sizi gösteriyorum
Bir Neşet bozlağına tutunarak.

Camlar çok geçirgen ablam
Perdeleri bilenlere.

Kırıyor kanatlarıyla
Konduğu her dalı hayal kuşlarım.

İki kadından bir gergef
Sitem sitem ölüyorum  ömrümü.

Gözyaşının açtığı yoldan
Gelen gitmezmiş giden gelmezmiş.

Çok eski bir çocuk, ablam
Annesini hâlâ şefkat sanıyor.

Yeni yeni anlıyorum susmanın ruhunu
Bunca yüksek ses çok kötü bir elbise.

Biz dört arkadaşız şehrin dışında
Yalnızlığını kalabalıkla taçlandıran.

Elimizde harflerden tenha tarlalar
Bir yağmur damlasından dünyayı içiyoruz.

Bu ayrılık ablam
Çok ağır bir akşam…

Şükrü Erbaş
-Üç Nokta Beş Harf-
Ahmet Arif Şiir Ödülü 2002

Kamaşma – Şükrü Erbaş

23 Eylül 13 Günaydınlar
Sabah değil bu. Yapraklanan deniz. Sürmeli ağaçlar.
Kuşların ayini. Bahçe sevinci. Sessizlikten sessizliğe
uyanan dağ. Yatakların gamzesi. Ekmek kokusu.
Camlarda buğulanan iki beden. Gülhatminin
küpeçiçeğine armağanı. Sokağın yürümesi. İnsanın
dünyaya bir daha inanması. Takaların kıyıya
boşalttığı ay ışığı.Tarlalarda başaklanan güneş.
Kırmızı şarabı gecenin. Eşiklerin kamasması. Kirpik
kirpik ağaran sular. En güzel saati aynaların.
Her şeyin rüyasından doğurması kendini.

Sabah bu. Mutsuzluğun yaşama simyası. Dilsiz görkem.
Güneş narı. Dünyanın perde perde insana dönmesi.

Şükrü Erbaş
Unutma Defteri/Noktalar..2006

Saygı – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SAYGI

Bir hayal yalnızlığında sustum
Bozulmasın diye güzelliği.
Ağzından topuğuna dışarılar pervanesi
Kalbi söze indirdi dünyayı sese
Çok eski bir ayrılıksın, diyemedim…

İki boşlukla dar
Ey aralık kapılar
Bu meydan ortasında
Eşiğinizden bir dilim…

Şükrü Erbaş

Silgi – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SİLGİ

Kâkül meseli…
Bu da bir aşk hükmüdür
Büyür güzellik
İki kirpik arası
Sustukça
kalp
acır
Sitem mürekkebiyle
Hayıf defterine
Yazar kendini
Ayrılık
Biz onun
Acemi bahanesi

Bir silgi
Ey eski zaman aktarları…

Şükrü Erbaş
-Sarkacın Kalbin’den-

ŞÜKRÜ ERBAŞ ÖLÜM GÜZ KAPI

Oğlum bir ışıksız yol dönüşü olmayan
Doğarken rahmimde bıraktığı boşluğu
Ölümüyle yüreğime yerleştirip gitti.
Gelinim kuyularda bir damla ay ışığı
İs tutmuş bir lamba kör duvarlarda.
Aklı yetip de gücü yetmemenin
Yıkıcı ağırlığında adamım
Küçüldükçe küçüldü…
- Yoksulluğun üstüne bu kadar gelinmez
Güçsüzlüğün üstüne bu kadar gelinmez
Diye diye siliniyor gecelere eklenip
Diye diye susuyor gündüzleri simsiyah.
Gözleri bir top pıtrak baktığı yerlerde
Yüzü durmadan yaprak döküyor…

Gündüzleri askerlerin kırdığı kapımızdan
Geceleri kimliksiz adamlar giriyor…

Şükrü Erbaş

Korku – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ KORKU

Öyle büyük ki parmaklarındaki zaman
Bütün yanlışları hükümsüz kılıyorsun
Bütün doğruları acı.
Senden doğuyor eşik ve gölge
Gözyaşı narı, kandil, harfsiz cümle…
İçimde çok eski çok ıssız bir çocuk
Ey imkânsızın sonsuzluğu
Başlıyor yeniden ölüm korkusu.

Sensin dünyanın bütün sabahları…

Şükrü Erbaş

Ölüm İyiliği – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ ÖLÜM İYİLİĞİ

~~Bir ağacın önünden onu sevmeden, onun var oluşundan
mutluluk duymadan geçilebileceğini aklım almıyor.
Dosteyevski /Budala

Suçiçekleri kapandı
Gölgeler büyüyor
Son güneşleri yalıyor
Kediler tüylerinde
Dalgınlıktan öte
Bir dünya camlarda
Zaman buğulanıyor
Çocuklar hâlâ yaz
Bir avuç bahçelerde
Gidenler çoğaldı
Acı veriyor her şey
Ölüm iyiliği olmalı
Bu çaresizlik
Kendimi bile anlıyorum
Annem şu güz hatmisi
Ben ondan geç
Çoğa vardı öğrenmek
Yaşamayı seviyorum…

Şükrü Erbaş

Cam ile Taş – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ CAM İLE TAŞ

Gözlerinle dilin arasına gerili uçurumu seviyorum.

Kekeme özgürlüğünü seviyorum.

Susuşundaki hıncı seviyorum.

Kalbinde ürperen kışı seviyorum.

Ellerindeki bilge zamanı
denizi yağmurdan korumaya çalışan
çocukluğunu seviyorum.

Alnın masamızda dört mevsime ufuk
dudaklarında titreyen zamanı seviyorum.

Yürüyorsun ya kalabalık
dönüp bir daha bakıyor kendine
boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum.

Her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen
gözlerindeki yaşı seviyorum.

Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum.

Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum.

Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum.

Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum.

Susmanında bir dili var elbet
teri yastığına sızan rüyanı seviyorum.

Uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla
odalara ömür veren gövdeni seviyorum.

Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
bekleyişteki o mucizeyi seviyorum.

Serçe parmağındaki lekedir yerim,kalabalığın uyumuna inat
hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.

Ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler
bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum.

Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
Getirdiğin hevesi götürdüğün inkârı seviyorum.

Evlerdesin, dışarılar hüzün, eşyalar ayakta
senden ayrılanı seviyorum, sana kavuşanı seviyorum.

Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum.

O gölgeyim taş dibinde, bir çürüme bilinci
hükmüm yok bahçende diyorum
üstüme elediğin şefkati seviyorum.

Dişlerimin arasında bir ishak kuşu
eğiyorum ya başımı
çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum.

Bir gün bir kötü haber birimizden
kalanın diline gelecek ilk sözü, arayacağı ilk insanı
ilk gece yapacağı her şeyi seviyorum.

Şükrü Erbaş
-Sarkacın Kalbi-

Dağlarda Ölsem – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ DAĞLARDA ÖLSEM

Bir dağ kovuğuna daha çok küçük yaşları
Alıp çıkarsam ayrılıklardan o çocukları.
Götürüp gün ışığı ile yıkasam yüzlerini
Acılarını rüzgâra tutsam bir zaman.
Gövdeleri yufka ekmekler kadar ince
Parmakları anılarda salkımsöğütler
Saçlarına yağmurlardan taraklar vursam…

Sonra alıp bir soba başında ısıtsam.
Bu bahçedir desem bu ev bu yatak
Bu ılık minderi anne yüreğinin
Bu bitkin bir babanın karıncalaşmış sesi.
Evlerden sokaklara sokaklardan evlere
Seni bekliyor bütün oyunlar
Bütün mevsimler seninle ilkyaz.
Hiçbir türkü keder vermeyecek artık
Hiçbir pencereden kötülük gelmeyecek…

Bütün gözyaşlarını toplasam kirpiklerden
Bütün silahları bir meydanda yaksam
Sonra çıkarıp mezarlardan ölüleri
Dili göğe değen ateşlerin çevresinde
Öperek kaybolmuş zamanları gövdemle
Bütün acıları aşka çevirsem

Olmazsa gidip o çocuklarla dağlarda ölsem…

Şükrü Erbaş
-Dicle Üstü Ay Bulanık-
’96 Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 149 takipçiye katılın