Tag Archive: Şükrü ERBAŞ


Çığlık – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ ÇIĞLIK

Yankısı boşlukta kalmış bir içli çığlık
Elektrik direğine tebeşirle yazmışlar:
– S e n i S e v i y o r u m

Direnip durdu günlerce
Zamanların bulutundan süzülen
Hüzün yağmurlarına
Tuhaftır silinmedi.

Kimdir, hangi çalkantıda
Salmıştır çığlığını yolların ucuna?
Almış mıdır bir yazıda donup kalmış titreşimi
Yüreğinin ocağına o gönül üzüncü?

Sevmek derinimizde gülü solmuş bir zaman
Geçtik her seferinde aynı soruyla
Düğümlenmiş bir duyguyu çözüp bağlayarak:
“- Sevdiğine yanıt vermedikten sonra
Başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?”

Şükrü Erbaş
-Kimliksiz değişim-

ŞÜKRÜ ERBAŞ KİMLİKSİZ DEĞİŞİM III

Akışsız ırmağa benzer kadının gülmeyeni
Köpüksüz denize uçuşsuz turnaya
İşveyi, nazı, bir incecik sözü
Bir içten hareketle demeyi bilmeyeni
Eksiktir güzelliği…

Otur yanıbaşıma bilerek yanıldığım,
Zayıflığım benim, bayramlık sevincim.
Otur yakınıma, otur yalnızlığıma…
Yalan bile olsa, yanlış bile, suç bile
Dokun hayal ellerinle kalbimin derinine.
Essin teninden dişiliğin o bin yıllık
İnsanı baştan çıkaran Havva rüzgârı
Ayıplarla yasaklarla yoksul düşmüş
Şu kapalı ömrümün donuk ülkesine…

Bahar toprakları gibi derinden derine
Kabarıp durdu bunca yıl içimde
Bir kadını gün ışığında sevmek tutkusu
Tutup ince bileklerinden, başını
Gezdirmek omzumda, göğsümde
Yollar çarşılar içli sözler boyunca
Olmadı bir türlü olmuyor
Bilmem ki nelerin yürek bağı dilimde
Utandım sıkıldım beceremedim…

Ne içtiğim rakı ne şu yayvan şarkı
Ne de etin açlığı bu
Bir çift güzel söz söyle yeter
Bir çift güzel söz
Gülüşünle süslü, halimle uyumlu…

Şükrü Erbaş
-Kimliksiz Değişim-

 

IŞIMA – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ IŞIMA

 

Adam bozkırın ruh atlası. Denizi susuyor. Kız, kirpikleriyle sonsuzluk veriyor sulara. Sonra bir söz oluyor, bir bakış… Işık gölgeye değiyor. Dünyanın bütün karıncaları yürüyor parmak uçlarına. Hayal oluyor. Heves, ten ateşini düşürüyor kana. Sarı zamanda masmavi bir ağız. Kız, yaşını unutuyor. Adam ömründen özgür. İki deniz bir uçuruma akıyor, korkarak, cesur. Gözyaşı boncukları veriyor adam kıza. Kız nar ocakları bağışlıyor. Yaz değil, taşlarda çileyen bir yaşama tutkusu. Salyangozlar ağustosböceklerine bırakıyor bahçeyi. Yaprakların duasına tutunuyor adam. Kızın saçları bir bulut türküsü ağzında. Günah, başkaları artık. Adam acıyla mutlu, kız korkuyla kanatlı… Kırmızı bir soluk, kırmızı bir solukla halkalanırken, bütün zamanlardan sesleniyor ölüm: Aşktan başka gerçeklik yok. Her şey dünyada olur. Sevincinizi sevin.

İki denizde iki ayrılık usul usul ışıyor… Aynı arzuyla çınlıyor iki soğuk zaman. Ey uzaklığın salkım bıçakları… Gün başlıyor yalnız gövdede…

Şükrü Erbaş
-bağbozumu şarkıları-

Çok Değil Ki – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ (2)

Yüreğimde büyüttüğüm gül güneşe çıkamaz
Yüreğim o gülü büyütmezse ışıyamaz.

Günüm seninle başlasın istemiştim
Çok değil ki…
Bir içten gülüşünle ışısın gecem
Uzun suskunlukların dilsiziydim
Sesin aksın istemiştim dupduru
Dağ suları gibi serin
Yüreğimin ölü topraklarına.
Kirpiklerin gölgelesin yüzümü
Gözlerin ömrümün göğü olsun
Demiştim, çok değil ki…

Bir uzun yürüyüş düşlemiştim
Avuçlarının ince çizgilerinde
Öperek ürkek gülümsemeni usulca.
Dünya tepeden tırnağa sen
Buğulansın istemiştim ılık nefesinle
İçimin buzlu camları.
Rüzgârda titreyen dallar misali
-Bilsen unutmuşum nicedir-
Ürpersin tüylerim tel tel her değdikçe
Savrulan saçların solgun tenime.
Çok değil ki, kırılsın acının ayazı
Mutsuzluk dinsin biraz demiştim.

Bir uzun güz geçmişti bin uzun hüzün
Sevgi denilen o ilkyazın üzerinden
Yaşamak eski sevincini çoktan yitirmişti.
Düşsün istemiştim yüzünün sabahından
Ömrümün akşamına bir düş inceliğinde
Öpüşün, dudağında çiçeklenen çiy taneleri.
Çok değil ki, çok değil ki diz çöküp
Göğsünün köpüren pınarlarından
İçeyim istemiştim hayatın can suyunu
Ağzının pembe ufuklarında soluklanarak.
Bir dem barışık olsun can ile ten demiştim
Bir dem iliklerimde duyayım yaşamayı
Uyumun mutluluğunu sende bularak.

Şükrü Erbaş
-Aykırı Yaşamak-

 

 

ŞÜKRÜ ERBAŞ BULUTLAR TRENLER YILDIZLAR

Öperek ürperen suları yaprak yaprak
Bir yalnızlığı akıyor
Delice kıyısında kimsesiz kavaklar.
Gözleri güneş batmış bir akşamüstü
Binlerce yıldır değişmeyen
Bir resme bakıyor adam…
Üç-beş toprak dam, kavrulan ekinler
anızlarda çırpınan bir kesik rüzgâr
Sünepe köpekler duvar diplerinde;
– Bu yıl da evlerin içine yağacak kar…

Aynı hızla uzaklaşıyor ovanın düzünde
Bulutlar, trenler, yıldızlar…

Şükrü Erbaş
-Oluklu Hançer-

Kehribar – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ KEHRİBAR

Kalbim
Kederin kime
Uzak sensin.

Kaç orman uğultusu
Kaç ay ışığı
Kehribar içindesin.

Bütün sözleri denedin
Yol ve taş
Eşik ve sarkaç.

Açıldı can evin
Ölümle menevişli
Usta yalnızlıksın.

Heves, keder
Mezarı rahminde
Vadesiz sözsün.

Ağzı kanatlı sabah
Bedeni mavi süt
Çocuk ne yapsın.

Güneş çekildi arzudan
Hayal hatırada soğuyor
Kalbim

Gölgeler içindesin…

Şükrü Erbaş
-bağbozumu şarkıları-

ŞÜKRÜ ERBAŞ ÖMRÜM OLMAYACAKTI YOKSA

Çocuğu yağmurdan mı yoksa yönsüz bir kalabalığın
başdönmesinden mi getirmişlerdi? Taş atılmış bir serçe sürüsüne
benziyordu. Bir uğultu halinde bakıyordu yüzümüze. Bütün
güneşler sıcağını ve iyiliğini başka yerlere götürmüş de ona
yalnız gölgesi kalmıştı. Üstündeki uzaklığa bakılırsa, sesini
kimsenin dinlemediği evlerden geliyor olmalıydı. Sürekli
kenara çekilmekten yaprak gibi incelmişti ve bir tek gözleri
halka halka büyüyordu. Kaşlarının eğrisinden babasının nasıl
bir adam olduğu görülebilirdi. Suskunluğu daha çok annesini
düşündürdü nedense bize. Ne bir kız gülüşünün pembesi
dudaklarında, ne içindeki kıpırtıyı üfleyen rüzgârlı saçlar…
Kendi sularının birazcık dışına çıkan herkes ayaklarının
halinden, onu döşemeye gömen kaygısını çıkarabilirdi.
Bir vicdan gibi duruyordu önümüzde ve anlaşılmaz biçimde
başı hepimizden yüksekteydi. Kim ağzını açarsa açsın
karşımızdaki çocuktan başkası olamazdı artık konuşan.
Ah, yaşamanın büyük gizi, bilinmezlik mi yoksa seni böyle
çekici, tutkulu, güzel kılan.

‘Hiçbir meydana açılmayan bir sokakta, akşamların geç,
sabahların hemen olduğu evlerin birinde tanıdım dünyayı.
Çocukların hiçbiri kendiliğinden uyanmazdı uykulardan.
Zamanın ağırlığını duymak için öyle yılların geçmesi
gerekmiyordu. Susmaktan yontulmuş kara kuru birer
heykeldi herkes. Gülmek, yaşama sevincinden çok bir
zembereğin boşalmasına benzerdi. İki yorgunluk
arasında aldığımız tek soluk trenlerdi. Günlerin onca
darlığı içinde genişlik duygusunu kırlangıçlar öğrettiyse,
uzakların tohumunu trenler attı içimize. Bizim dışımızda
tüm dünya raylardaydı. Gitmek bir iç çekişe döndükçe,
yaşadığımız her şey değersizleşiyordu. Yaşlılarla
çocuklar arasında hiçbir fark olmadığını gördüm bir gün.
Evler, sokaklar, babam, kırlangıçlar… Trenler dışında
her şey, bir yatıra bağlanmış çaputlar gibiydi. Herkes
birbirine bakarak anlıyordu yaşadığını. İçimdeki yalnızlık
başka yankılar istiyordu. Ömrüm olmayacaktı yoksa.
Ve bir akşam, gittiği yöne aldırmadan ilk trene bindim,
bin yıldır kimsenin inmediği istasyondan.’

‘Büyük kentin en iyi yanı ne biliyor musunuz? Her şey sizi
yeni, başka bir düşe götürüyor. Hiç tanımadığınız insanları
düşünmeye başlıyorsunuz. Başka yerde yüz yılda
göremeyecekleriniz yüz adımda önünüzde. Hiçbir şey
imkânsız değil burada. Kalabalık öyle bir korunak ki gizlenmek
için duvarlar gerekmiyor. Yalnız değilsiniz. Ya da yalnızlıklardan
oluşan kocaman bir örgütün bir üyesi de sizsiniz. Herkes
bir ada burada. Evlerden ve akşamlardan payınıza düşen
bir uzaklık olsa da sokaklar herkesi aynı yakınlıkla kabul
ediyor. Kendisine sahip çıkmaktan başka bir olanağı
olmadığını öğreniyor insan. Sonra kadınlar… Dört yanınız
güzelliğin herkese açık okulu. Gerginlikten inceliğe geçisi
öğreniyorsunuz. Suları ve gökyüzünü özlüyorum ama kalabalığı
daha çok seviyorum.’

Yayınevinin bu gencecik çalışanı, hepimizi bir kanıksamanın
dışına çıkarmış, çoktan unuttuğumuz geçmişimizi ve
yaşadığımız kenti yeniden önümüze sermişti. Ah, yetişkinliğin
her şeyi küçümseyen bilgiçliği… Şaşırma yetisini yitirenin
yaşama sevinci olur mu?
Şükrü Erbaş
1997
-Bir Gün Ölümden Önce-

Sonuç?… – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SONUÇ

Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ayrılıklar mı bitti.
Kim eşiğinden çıktı da dışarı
Ben yalnızım, bunaldım
Ne olur bir ses
Diye birini ünledi.
Herkes kendi yüzünün hapsinde
Gülüyor başkasının kusuruna
Lunapark aynalarında
Tükeniş kılıktan kılığa giriyor.

Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ülke mi düzeldi.
Artık evlerde vuruyorlar çocukları
Babaların alkışları arasında.
Özgür dilediğini düşünmekte herkes
Ancak ışık vermeden
Yakacaksın mumunu!
Devletin bekası için
Karakollar değilse de
Dayaklar şeffaf oldu.

Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da yoksulluk mu bitti.
Bir kıyısız zenginliğin büyüsünde
Koca bir halk küçüldükçe küçüldü.
Bilet bacak fal
Bilet bacak fal
İki reklam arasında bolca hayal…
Kurtardı gemisini bu siste birileri
Varılan kıyılarda eyvah
Eyvah ki deniz bitti…

Şükrü Erbaş
’93
-Bütün Mevsimler Güz-

Kopuş – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ KOPUŞ

İnsan aynı şeyleri söylerken de kopabilir
Büyür içten içe incelikle sustuğumuz
Kumaşa düşen kor, atılan seyrek ilmek…
Söz eskir, gülüş solar, daralır düşünce
Aynı hızda değildir, aynı yöne gitse de
Birisi bir yeni ufukta ışırken mutlu
Sıska atlar ardında küçülür bir tekerlek…

Ve biz sorarız, ne zaman bulutlansak
Yapraklarla örtülü bir zamana bakarak
Şimdi neden acı verir eski mutluluğumuz?…
Ve bir gün, ne yapsak bitecek bir dünyayı
Hangi korkuyla böyle çoğaltıp dururuz?..

Şükrü Erbaş
-Bütün Mevsimler Güz-

ŞÜKRÜ ERBAŞ  BAHÇE ÇİY TANELERİ YILDIZLAR

Bir süt ırmağı akıyordu boynundan
Omuzlarında iki dolunay göllenmişti
Karnı altın güneşlerde buğday tarlaları
Göğüsleri bağ bozumlarından bir salkım şıra
Dünyanın bütün gülleri ağzında açıyordu
Çoban ateşleri, nar oyukları, yıldız böcekleri
Gövdemde sonsuzluğun dilsiz ayini
Tanrı kirpiklerinden yürüyordu canıma.

Avucumdaki çizgilere baktı uzun uzun
Kalktı. Kalçaları üç kere çizdi kendini
Bahçeye çıktı. Eli göğüslerinde. Ürperdi.
Bir avucunda çiy taneleri, ötekinde yıldızlar
Eski zamanlardan bir murat masalı
Döndü. Tek tek yerleştirdi diliyle kirpiklerime:
“Benden sonra çiy taneleri dökeceksin ama
Yıldızlar seni uzun yaşatacak, unutma”

Zaman sayılmıyor sevgilim
Hayat Kaf dağının ardına çekildi
Çiy taneleri kumlarda birer Leyla masalı
Yıldızlar başka avuçlarda terliyor
Kimse kendinden bir yere gitmiyor
Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.

Şükrü Erbaş
-bağbozumu şarkıları-

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 195 takipçiye katılın