Tag Archive: Oya UYSAL


Kalıntılar – Oya Uysal

OYA UYSAL KALINTILAR

Bitmesi istenmeyen bir hikâye nasıl da bitiyor acıtıp birdenbire
ve baştan başlanmıyor araya hayat girdi mi bir kere.

Şehrinden hiç ayrılmamışların gurbeti sürer gider ya
ışıkları kısık odalarda,
uykunun tutmadığı yatak, bakışı boş duvarlar,
birbirinin sözünü kesen kaç keder,
birbirini örten kaç sevda gördü bu dört duvar

sözlerden fazlasını anlatan gözlerle bakan eşya,
eski zaman kokusu
hatırayı saklayan tozlu tavan arası.

Ben. Nedenler ve niçinlerden örülmüş karanlık dehlizinde
harflerden yaptığı asaya tutunup yürüyen
şair kadın.
Artık mahmur sabahlarla bir varsam da serin çarşılara,
ertesi günün olmadığı vakitlerden geçip geldim buraya
ardımda denenmiş intiharlar,
ruhumda beden bulan ıstırapla.

Uğruna ölünecek bir sevdiği olmalı insanın
ve yaşamak için bir nedeni elbette.
Biz uzun yollara yalnız çıkanları seven kadınlar
kala kaldığımız pencere önleri, kalıntılar…

Nasıl bu kadar yakın ve bir o kadar da uzak
rüyalarımın sokağında hâlâ ıslığı ilk sevgilimin,
gecenin sessizliğinde kalp atışları gençliğimin.

Sen artık git istersen ay ışığı görmeden komşular,
ortalık ağarır birazdan.

Bitmesi istenmeyen bir hikâye nasıl da bitiyor acıtıp birdenbire
ve baştan başlanmıyor araya hayat girdi mi bir kere.

Oya Uysal
-Mühür D. Kasım-Aralık’14-

ODA VE KEDİ – Oya Uysal

OYA UYSAL ODA VE KEDİ 8 KASIM 14

Artık kuytu köşe gizlenmekten yorgun düşmüş bir sır
ele verdi sende kendini
sense orda ilişip bir kenara, iğreti,
suçu yüzünden okunan çocuk haliyle öyle, ürkmüş,
tedirgin,
bilemeden nereye koyacağını ellerini…

Ah! bu şefkat düşkünlüğü,
bu içine düştüğün boşluk. Kırılıp dökülen bir şeylerle
uyanan
geçmişe terk ettiğin bir keder, sokulup
ısıttı göğsünü.

Şimdi yürüyüp dönsen bildik sokaklardan, dalgın,
dağınık hayatınla örtüşen oda karşılar seni
kapıda kucaklar kedi.

Hadi lâl ve mağrur bir ünlem ol ve kapa bakışlara içini,
perdeleri açık pencereni.

Oya Uysal
-Kimselerin Akşamı -

Oya Uysal…

OYA UYSAL SEN SEVME BENİ

OYA UYSAL SİYAH SATEN GECELİK

Yaşandı ne yaşandıysa, yaşandı ve saklandı belleğin mağarasında
duvarlara çizilen resimler.

Aralanmış pencerenin sokakla bakıştığı vakitler, süzülüyor içeri
hayatın çağıran sesi
başımı kaldırıp bakıyorum eğildiğim kitaptan
içimde bir yaşama sevinci
havalandırıyor perdeleri.

Yoluma çıkacak yolcunun konaklayacağı han
tesadüflere kapalı kapıların ardında
kaçıştı, şiirdi,
saklanış,
aklın yasakladığı dokunma isteği bir başkasına.

Kıskanç bakışların aynasında gördüğünden beri kadınlar kavmini
günahlarıma tanık masumiyet eğiliyor önümde

hep aynı mesafedeyken geçmişlerimiz ve bırakıp gitmezken
hiçbir yere içimizi
neyin nesi bu nefret sinmiş odalardaki karanlık
bu saplanacak sırt arayan kınından çekilmiş sözler
birbirinin düşmanı herkes, yazık.

Mağrur bir sessizlikle, kırık bir gülümseme yüzümde,
vuruşmadan kazanılmış bu tuzaklarla dolu kavgadan
yara almadan dönüyorum kendime.

Oya Uysal
-siyah saten bir gecelik-

Gece ve Uçurum – Oya Uysal

OYA UYSAL GECE VE UÇURUM

Herkes kendi gecesinden seyrediyor bir başka
gökyüzünü
aynı karanlık da örtse de üstümüzü.

Yol bitti. İşte uçurum.
Saklanacak hiçbir yer yok, güvenecek hiç kimse,
haykırsan, sesin gider geri döner tekrar;
demek böyle atlıyor içindeki boşluğa insan.

Hayata taşınmış hayaller bile yetmiyor bazen.

Yol bitti. İşte uçurum.
Birileri geçsin diye hayrına, köprü de olunur uçuruma.
Aşktı… sevgiydi… şefkatti… her ne olursa adı işte,
anneler arıyoruz aslında boşluktaki ruhumuza.

Şimdi yaprakları sararmış bir kitaptan çıkan
kahraman girebilir
ancak hayatıma.

Aynı karanlık da örtse üstümüzü
herkes kendi gecesinden seyrediyor bir başka
gökyüzünü.

Oya Uysal
-Günaydın Sevgili Gece-

OYA UYSAL SERİN OLUYOR AKŞAMLAR

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

İşte güz! Vakit dar
giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da.

Ey zamana hükmü geçen şaman!
Güller deren yazlardan geçtim güzü bağışla bana,
bana bağışla güzü, sürdür,
güzü örseleyen rüzgârı beklet, kışı ertele, vakit dar.

Giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da
serin oluyor artık akşamlar.

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

Oya Uysal

Kargalar – Oya Uysal

OYA UYSAL KARGALAR

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Öncesi sonrası olmayan bu kendini biriktiren kederin,
bütün renk ve tonlarını edindim
sevaplardan çok günahları,
tenlerin suç ortaklığını,
henüz yazılmamış bir şiir gibi dağınık yataklarda uzanıp
dinlenen aşkı,
yine de bu yalanlarla kirlenmiş dünyada
beni tek kucaklayan
masumiyetin kolları.

Ben buradaysam oradaki kim. Çıkıp sokaktan baktığım
penceremdeki kız
bir bölünmüşlük duygusu,
bir uzun yankı olan sessizlik sonra
yaş almak değil, aşınmak ürkütüyor insanı.

Hikâyemden yırttığım sayfalarla dağılan oda, artık
ne nefret ne de sevgi duymadıklarım. Korku, şiddet,
kimsesizlik kokan
yasaklarla örülmüş duvarlar arasına
sığdırılmış çocukluğum
göğsümde saklı bir isyan,
çaresiz bir itaat bedenimde,
büyüyüp serpilen sadece yalnızlığım.

Ve hâlâ bekliyor pencerede bir küçük kız
mektepten dönüşlerini kargaların.

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Oya Uysal
-Varlık,Temmuz 2014-

Mutfak Penceresi – Oya Uysal

OYA UYSAL MUTFAK PENCERESİ

Sonra seni tutup sarsan hayatın içine karıştın
tenine sinen o hüzün kokusu
ve içinde bir günde art arda esen dört iklimden
birer rüzgâr…

Şimdi kabahatli küçük bir kız gibi çekingen ve korkak
-Ah! cisimleşiyor bende acı
diyen
ıslak sesin bile ürpertiyor seni
ruhunla örtüşen yüzünde üşümüş bir çocuk resmi.

İlkgençlik düşlerinden seyrettiğin annen mi o
eski ve kasvetli
apartman boşluğuna bakan mutfak penceresi.

Oya Uysal
-Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr-

???????????????????????????????

Sabah
Yalnızlığa bakan balkonumda
bir çift güvercin sevişti
dudak izin silinmiş bedenimde ürperti…

Şimdi
vişne bahçesinde sırtüstü uzanmıştır nisan,
şiir ezberletir böceklere.
Dağınık, ıslak ve soğumuş içine,
bir günışığı edin. Sarkıtır renklerini gökkuşağı,
çalkantılı karanlık iç denizine
yüzünün acıya değen yerine.

Tuhaf bir biçimde tutunduğum hayatın
sayfa kenarlarını desenleyen
ayışığı
usulca gezindi ayva tüylerimde…

Kağıt gemiler süzülürken uzak imgelere
bir gül sığındı dikenine.

Oya Uysal
-Uçuruma Düşen Nehir-

OYA UYSAL DİNLEDİ KALBİM SESSİZLİĞİ

Zaman durup beklemezdi, durdum ve zamanı bekledim
sustu dinledi kalbim sessizliği.

Ne zaman sokulup göğsüne, uzansam,
çoktan gitmiş olurdun ya uzaklara
aramızda kıvrılıp yatardı
yalnızlığım.

Sende sana ulaşılmayanı sevdim, sende
kendimden bir şeyleri
köklerinden sökülmüş umutlarımla durdum bekledim
sustu, dinledi kalbim sessizliği.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Orda uçuşan perdeleriyle karşı pencere,
taş duvarda yeşeren ot,
saçaktaki serçe. Soluk alıp verirken dışarda sokak
beni kendimden sakladı oda.

Sustu, dinledi kalbim sessizliği
senden gelene razı, ruhum
kucakladı ayrılığı
aşkın duvarlarıyla örülmüş yalnızlığım.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 224 takipçiye katılın