Tag Archive: Oya UYSAL


OYA UYSAL SİYAH SATEN GECELİK

Yaşandı ne yaşandıysa, yaşandı ve saklandı belleğin mağarasında
duvarlara çizilen resimler.

Aralanmış pencerenin sokakla bakıştığı vakitler, süzülüyor içeri
hayatın çağıran sesi
başımı kaldırıp bakıyorum eğildiğim kitaptan
içimde bir yaşama sevinci
havalandırıyor perdeleri.

Yoluma çıkacak yolcunun konaklayacağı han
tesadüflere kapalı kapıların ardında
kaçıştı, şiirdi,
saklanış,
aklın yasakladığı dokunma isteği bir başkasına.

Kıskanç bakışların aynasında gördüğünden beri kadınlar kavmini
günahlarıma tanık masumiyet eğiliyor önümde

hep aynı mesafedeyken geçmişlerimiz ve bırakıp gitmezken
hiçbir yere içimizi
neyin nesi bu nefret sinmiş odalardaki karanlık
bu saplanacak sırt arayan kınından çekilmiş sözler
birbirinin düşmanı herkes, yazık.

Mağrur bir sessizlikle, kırık bir gülümseme yüzümde,
vuruşmadan kazanılmış bu tuzaklarla dolu kavgadan
yara almadan dönüyorum kendime.

Oya Uysal
-siyah saten bir gecelik-

Gece ve Uçurum – Oya Uysal

OYA UYSAL GECE VE UÇURUM

Herkes kendi gecesinden seyrediyor bir başka
gökyüzünü
aynı karanlık da örtse de üstümüzü.

Yol bitti. İşte uçurum.
Saklanacak hiçbir yer yok, güvenecek hiç kimse,
haykırsan, sesin gider geri döner tekrar;
demek böyle atlıyor içindeki boşluğa insan.

Hayata taşınmış hayaller bile yetmiyor bazen.

Yol bitti. İşte uçurum.
Birileri geçsin diye hayrına, köprü de olunur uçuruma.
Aşktı… sevgiydi… şefkatti… her ne olursa adı işte,
anneler arıyoruz aslında boşluktaki ruhumuza.

Şimdi yaprakları sararmış bir kitaptan çıkan
kahraman girebilir
ancak hayatıma.

Aynı karanlık da örtse üstümüzü
herkes kendi gecesinden seyrediyor bir başka
gökyüzünü.

Oya Uysal
-Günaydın Sevgili Gece-

OYA UYSAL SERİN OLUYOR AKŞAMLAR

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

İşte güz! Vakit dar
giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da.

Ey zamana hükmü geçen şaman!
Güller deren yazlardan geçtim güzü bağışla bana,
bana bağışla güzü, sürdür,
güzü örseleyen rüzgârı beklet, kışı ertele, vakit dar.

Giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da
serin oluyor artık akşamlar.

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

Oya Uysal

Kargalar – Oya Uysal

OYA UYSAL KARGALAR

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Öncesi sonrası olmayan bu kendini biriktiren kederin,
bütün renk ve tonlarını edindim
sevaplardan çok günahları,
tenlerin suç ortaklığını,
henüz yazılmamış bir şiir gibi dağınık yataklarda uzanıp
dinlenen aşkı,
yine de bu yalanlarla kirlenmiş dünyada
beni tek kucaklayan
masumiyetin kolları.

Ben buradaysam oradaki kim. Çıkıp sokaktan baktığım
penceremdeki kız
bir bölünmüşlük duygusu,
bir uzun yankı olan sessizlik sonra
yaş almak değil, aşınmak ürkütüyor insanı.

Hikâyemden yırttığım sayfalarla dağılan oda, artık
ne nefret ne de sevgi duymadıklarım. Korku, şiddet,
kimsesizlik kokan
yasaklarla örülmüş duvarlar arasına
sığdırılmış çocukluğum
göğsümde saklı bir isyan,
çaresiz bir itaat bedenimde,
büyüyüp serpilen sadece yalnızlığım.

Ve hâlâ bekliyor pencerede bir küçük kız
mektepten dönüşlerini kargaların.

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Oya Uysal
-Varlık,Temmuz 2014-

Mutfak Penceresi – Oya Uysal

OYA UYSAL MUTFAK PENCERESİ

Sonra seni tutup sarsan hayatın içine karıştın
tenine sinen o hüzün kokusu
ve içinde bir günde art arda esen dört iklimden
birer rüzgâr…

Şimdi kabahatli küçük bir kız gibi çekingen ve korkak
-Ah! cisimleşiyor bende acı
diyen
ıslak sesin bile ürpertiyor seni
ruhunla örtüşen yüzünde üşümüş bir çocuk resmi.

İlkgençlik düşlerinden seyrettiğin annen mi o
eski ve kasvetli
apartman boşluğuna bakan mutfak penceresi.

Oya Uysal
-Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr-

???????????????????????????????

Sabah
Yalnızlığa bakan balkonumda
bir çift güvercin sevişti
dudak izin silinmiş bedenimde ürperti…

Şimdi
vişne bahçesinde sırtüstü uzanmıştır nisan,
şiir ezberletir böceklere.
Dağınık, ıslak ve soğumuş içine,
bir günışığı edin. Sarkıtır renklerini gökkuşağı,
çalkantılı karanlık iç denizine
yüzünün acıya değen yerine.

Tuhaf bir biçimde tutunduğum hayatın
sayfa kenarlarını desenleyen
ayışığı
usulca gezindi ayva tüylerimde…

Kağıt gemiler süzülürken uzak imgelere
bir gül sığındı dikenine.

Oya Uysal
-Uçuruma Düşen Nehir-

OYA UYSAL DİNLEDİ KALBİM SESSİZLİĞİ

Zaman durup beklemezdi, durdum ve zamanı bekledim
sustu dinledi kalbim sessizliği.

Ne zaman sokulup göğsüne, uzansam,
çoktan gitmiş olurdun ya uzaklara
aramızda kıvrılıp yatardı
yalnızlığım.

Sende sana ulaşılmayanı sevdim, sende
kendimden bir şeyleri
köklerinden sökülmüş umutlarımla durdum bekledim
sustu, dinledi kalbim sessizliği.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Orda uçuşan perdeleriyle karşı pencere,
taş duvarda yeşeren ot,
saçaktaki serçe. Soluk alıp verirken dışarda sokak
beni kendimden sakladı oda.

Sustu, dinledi kalbim sessizliği
senden gelene razı, ruhum
kucakladı ayrılığı
aşkın duvarlarıyla örülmüş yalnızlığım.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Bırak Suretin Kalsın – Oya Uysal

OYA UYSAL BIRAK SURETİN KALSIN

Boşalan odalarda sabrımı sınıyor zaman
gölgemden ürküyorum, aynalardan…

Artık kaybolmuş ve unutulmuş ne varsa
(Şehri, kendimi, şefkati, sevgiyi ve Ey Rüzgâr seni,
elbette seni)
gecenin sırlarını örten karanlığında arıyorum şimdi.

Kahramanı sokak olan bir romanın
yapraklarını karıştıran rüzgâr! Bırak kalsın
narin ve mağrur haliyle bende eski yüzün.
Bir türlü yerli yerine oturtamadığım hayatım
ve huzursuz ruhum için,
-hayalleri katledilmiş ruhum için- bırak kalsın
ölürken gülümseyen gözlerimde suretin.

Boşalan odalarda sabrımı sınıyor zaman
gölgemden ürküyorum, aynalardan…

Oya Uysal
-Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr-

Kara – Oya Uysal

OYA UYSAL KARA

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Sen. Kendi içinde dolaşan yolcu,
kapıya konulmuş çocuk. Baksan,
aynada aradığın suçlu.

Ah! Solgun güllerin hüznü var yüzünde, gülümse,
tekrar tekrar ölümlerden ibaret olan
bu tekrarı olmayan hayata gülümse.
İşte ucu yeryüzünün ve düştü düşecekken
kâğıttan bir gemi
– Kara göründü, diye
bağırıyor biri.

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

OYA UYSAL YAZDIM YERYÜZÜNÜN KALBİNE

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

Ey! Dünden bugüne taşınmış
eşsiz kederiyle kabul gören geçmiş.
Yazdım, harf harf yazdım yeryüzünün kalbine,
acıdı kalbim.

Her veda kaybedilmiş bir topraktı bedenimden ve aşk
titreyen kandilleriyle sonsuz gökyüzü.

Kapısı sert çekilmiş odalarda
kendine terk edilen aşklardan döndüm,
sonu aşka varmayan yollardan

tekrar tekrar kendimden döndüm, ardımda yüzleri silik,
soluk kalabalık… Sevdiler beni, sevdiklerim oldu,
bir yerlerde çarpan bir pencere, dağılan kalabalık.

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

 

Oya Uysal
-Uzak Olan Sendin-

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 205 takipçiye katılın