Tag Archive: Oya UYSAL


Kargalar – Oya Uysal

OYA UYSAL KARGALAR

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Öncesi sonrası olmayan bu kendini biriktiren kederin,
bütün renk ve tonlarını edindim
sevaplardan çok günahları,
tenlerin suç ortaklığını,
henüz yazılmamış bir şiir gibi dağınık yataklarda uzanıp
dinlenen aşkı,
yine de bu yalanlarla kirlenmiş dünyada
beni tek kucaklayan
masumiyetin kolları.

Ben buradaysam oradaki kim. Çıkıp sokaktan baktığım
penceremdeki kız
bir bölünmüşlük duygusu,
bir uzun yankı olan sessizlik sonra
yaş almak değil, aşınmak ürkütüyor insanı.

Hikâyemden yırttığım sayfalarla dağılan oda, artık
ne nefret ne de sevgi duymadıklarım. Korku, şiddet,
kimsesizlik kokan
yasaklarla örülmüş duvarlar arasına
sığdırılmış çocukluğum
göğsümde saklı bir isyan,
çaresiz bir itaat bedenimde,
büyüyüp serpilen sadece yalnızlığım.

Ve hâlâ bekliyor pencerede bir küçük kız
mektepten dönüşlerini kargaların.

Gelmiş geçmiş kayıplarımla uzuyor gölgeleri akşamın, sırça
kırıkları hayatımın.

Oya Uysal
-Varlık,Temmuz 2014-

Mutfak Penceresi – Oya Uysal

OYA UYSAL MUTFAK PENCERESİ

Sonra seni tutup sarsan hayatın içine karıştın
tenine sinen o hüzün kokusu
ve içinde bir günde art arda esen dört iklimden
birer rüzgâr…

Şimdi kabahatli küçük bir kız gibi çekingen ve korkak
-Ah! cisimleşiyor bende acı
diyen
ıslak sesin bile ürpertiyor seni
ruhunla örtüşen yüzünde üşümüş bir çocuk resmi.

İlkgençlik düşlerinden seyrettiğin annen mi o
eski ve kasvetli
apartman boşluğuna bakan mutfak penceresi.

Oya Uysal
-Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr-

???????????????????????????????

Sabah
Yalnızlığa bakan balkonumda
bir çift güvercin sevişti
dudak izin silinmiş bedenimde ürperti…

Şimdi
vişne bahçesinde sırtüstü uzanmıştır nisan,
şiir ezberletir böceklere.
Dağınık, ıslak ve soğumuş içine,
bir günışığı edin. Sarkıtır renklerini gökkuşağı,
çalkantılı karanlık iç denizine
yüzünün acıya değen yerine.

Tuhaf bir biçimde tutunduğum hayatın
sayfa kenarlarını desenleyen
ayışığı
usulca gezindi ayva tüylerimde…

Kağıt gemiler süzülürken uzak imgelere
bir gül sığındı dikenine.

Oya Uysal
-Uçuruma Düşen Nehir-

OYA UYSAL DİNLEDİ KALBİM SESSİZLİĞİ

Zaman durup beklemezdi, durdum ve zamanı bekledim
sustu dinledi kalbim sessizliği.

Ne zaman sokulup göğsüne, uzansam,
çoktan gitmiş olurdun ya uzaklara
aramızda kıvrılıp yatardı
yalnızlığım.

Sende sana ulaşılmayanı sevdim, sende
kendimden bir şeyleri
köklerinden sökülmüş umutlarımla durdum bekledim
sustu, dinledi kalbim sessizliği.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Orda uçuşan perdeleriyle karşı pencere,
taş duvarda yeşeren ot,
saçaktaki serçe. Soluk alıp verirken dışarda sokak
beni kendimden sakladı oda.

Sustu, dinledi kalbim sessizliği
senden gelene razı, ruhum
kucakladı ayrılığı
aşkın duvarlarıyla örülmüş yalnızlığım.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Bırak Suretin Kalsın – Oya Uysal

OYA UYSAL BIRAK SURETİN KALSIN

Boşalan odalarda sabrımı sınıyor zaman
gölgemden ürküyorum, aynalardan…

Artık kaybolmuş ve unutulmuş ne varsa
(Şehri, kendimi, şefkati, sevgiyi ve Ey Rüzgâr seni,
elbette seni)
gecenin sırlarını örten karanlığında arıyorum şimdi.

Kahramanı sokak olan bir romanın
yapraklarını karıştıran rüzgâr! Bırak kalsın
narin ve mağrur haliyle bende eski yüzün.
Bir türlü yerli yerine oturtamadığım hayatım
ve huzursuz ruhum için,
-hayalleri katledilmiş ruhum için- bırak kalsın
ölürken gülümseyen gözlerimde suretin.

Boşalan odalarda sabrımı sınıyor zaman
gölgemden ürküyorum, aynalardan…

Oya Uysal
-Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr-

Kara – Oya Uysal

OYA UYSAL KARA

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Sen. Kendi içinde dolaşan yolcu,
kapıya konulmuş çocuk. Baksan,
aynada aradığın suçlu.

Ah! Solgun güllerin hüznü var yüzünde, gülümse,
tekrar tekrar ölümlerden ibaret olan
bu tekrarı olmayan hayata gülümse.
İşte ucu yeryüzünün ve düştü düşecekken
kâğıttan bir gemi
– Kara göründü, diye
bağırıyor biri.

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

OYA UYSAL YAZDIM YERYÜZÜNÜN KALBİNE

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

Ey! Dünden bugüne taşınmış
eşsiz kederiyle kabul gören geçmiş.
Yazdım, harf harf yazdım yeryüzünün kalbine,
acıdı kalbim.

Her veda kaybedilmiş bir topraktı bedenimden ve aşk
titreyen kandilleriyle sonsuz gökyüzü.

Kapısı sert çekilmiş odalarda
kendine terk edilen aşklardan döndüm,
sonu aşka varmayan yollardan

tekrar tekrar kendimden döndüm, ardımda yüzleri silik,
soluk kalabalık… Sevdiler beni, sevdiklerim oldu,
bir yerlerde çarpan bir pencere, dağılan kalabalık.

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

 

Oya Uysal
-Uzak Olan Sendin-

Hiçliğin Sesi – Oya Uysal

OYA UYSAL HİÇLİĞİN SESİ

Yıkıntılar arasında kendimi aradım.
Adı konulamayan, duyumsanan bir şeylerin,
bir büyünün, imgelerin aydınlıkta kalan yüzünün,
öyle kırılmış, yırtılmış, ötede beride dağınık parçacıkları
artık hiçbir şey olan şeylerin darmadağınıklığı…

Sessizce durdum ve duydum
içimde giderek büyüyüp genişleyen halkalarla hiçliğin sesini
ve hayatın aslında, düşsel bir göle düşen tinlerimizin
titrek aksinden başka bir şey olmadığı gerçeğini…

Yıkıntılar arasında kendimi aradım, kendimde seni
başka başka yüzlerde, değişik söylemlerde
süslü duyarlıklarda seni
acıtan sevginin eşiğinden aşıp dingin aşklarda aradım
tekrar tekrar yeniden, uğultulu sevgini…

Ve artık hayatın anlamını aramaktan vazgeçip
hayatındaki anlamımı arıyordum

uzayan sesssizliğin serin sularında kaç günün ilk ışığı,
kaç kırık akşam, kaç dolunay yıkandı
bilmiyorum
ama öfkeyle kabaran bir nehrin iki kıyısında
öyle durup sınarken birbirimizi, içten içe biliyor
olmalıydık
köprülerin de sürüklendiğini.

Ne zaman uzak hayallerde gezinsem gizlice
suya inmiş ürkek bir ceylan, öyle durur
incecik kanar
avcısının içindeki iyiyi seyrederdi

kendiliğinden gelen usul, ıslak bir sızı
güz soluğu yüzümün kıyısına düşerdi
gecede sonsuzluğun kokusu.

Kimsesiz çocukların düşlerini örten karlı mevsimlerden
soğuk, yalnız, tek renkli günlerden geçtim
gündelik üzünçlerde ayakuçlarıma çömelip,
başını dizlerime dayadığın soluk akşamüzerlerinden
seninle çılgın bir nehrin iki koluyduk henüz
birleşip ayrılan, birleşip ayrılan…

İşte salkım saçak bir sis çöktü
zamanı geriye çekebilsem, yeryüzünü seçebilsem
hafif hafif kımıldayan dantel perdenin gerilerinde,
vişne ağacında salınan uçurtma iskeletini
belki bir iki martıyı
penceremde gezinen denizin mavisine
beyaz bir çizgi çeken yelkenliyi,
bulutların değişik figürlerinden nesneler çağrıştırır,
lirik bir şiirin ilk müsveddesinde şekillenebilirdin.

Kırılmış, yırtılmış, ötede beride dağınık,
adı konulamayan, duyumsanan bir şeylerin
parçacıkları
artık hiçbir şey olan şeylerin darmadağınıklığı…

Oya Uysal
-Uçuruma Düşen Nehir-

 

Gece ve Sokak – Oya Uysal

OYA UYSAL GECE VE SOKAK İSTANBUL

~~ Eskiden de burada mıydı
Bu gidecek bir yeri yokmuş gibi duran sokak… ~~

*

Uyandırmamak için gecenin kollarında daldığım rüyadan
parmak uçlarında yürüyor sokak.

Beni kendine çeken saklı bir sevgisi var bu sokağın
başını kaldırıp bakışı pencereme. Sokaklar ki
evler gibi izdüşümü ruhumuzun, suskun tanıkları
ömrümüzün.

Bir oda düşünün ki;
baştan başa resim pencereler
akıp gitsin bir nehir içinden geçip resmin.
Nehre bakan çocuk balkon kuşlarla arkadaş,
pencereyi açsam odaya girecek bulut
gölgeli bahçe alt komşum.

Benden geriye kalırsa bir ses,
kimsesiz kalan bu sokağın olsun.Sokaklar ki
evler gibi izdüşümü ruhumuzun, suskun tanıkları
ömrümüzün.

Oya Uysal
-Günaydın Sevgili Gece-

 

OYA UYSAL ISSIZLIK KOKUYOR ODAN

Akşam son renklerini de bıraktı dağınık saçlarına
sırlar yüzüyor dalgın gözlerinin buğusunda
ıssızlık kokuyor şimdi odan.

Ah! uymuyor bir günün bir gününe senin
çocuk gövden sokaklarda sekerken dün
yazdan kalma alçacık, pembe bir buluttu elbisen.

Yaza ve aşka ilişkin saklanmış birkaç resim
-elin varmadı da yırtmaya-
karanlık çekmecen gizli bir gökyüzü oldu
iki sırça kumruya.

Akşam son renklerini de bıraktı dağınık saçlarına
sırlar yüzüyor dalgın gözlerinin buğusunda
ıssızlık kokuyor şimdi odan.

Oya Uysal
-Uçuruma Düşen Nehir-

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 192 takipçiye katılın